En Son Yayınlananlar:

24 Ekim 2014 Cuma

The Station Agent / Hayatın İçinden


Yönetmen: Thomas Mccarthy 
Senaryo: Thomas Mccarthy 
Görüntü Yönetmeni: Oliver Bokelberg 
VizyonTarihi: 23 Temmuz 2004 
Süre: 88 dk 
Tür: Dram
Ülke: ABD
Oyuncular:
Peter Dinklage,
Patricia Clarkson,Bobby Cannavale,Michelle Williams


Trenlere baktığımda hep çok eski bir dostumun otistik abisi gelir aklıma...
 Sık sık kaybolur, onu hep Sirkeci'de trenleri izlerken bulup getirirlerdi.
Tren resimleri yapmayı severdi.
Zaman zamansa onu uzak şehirlerde bulurlardı. Önüne gelen bir trene atladığı gibi hiç bilmediği bir şehre gidiverirdi bazen.
Birkaç haftalık polisiye bir arama macerasından sonra, kötü durumda bulunup getirilirdi..

Beynimdeki çocukluktan kalma görüntüleri şöyle bir kurcaladığımda, mahallemizin bu farklı kişiliğine yapılan sataşmaların, aşağılamaların ve alaycı sırıtışlarla dolu tuhaf bakışların acısını dün gibi hatırlıyorum.


Mecburi engelli kontenjanından bir fabrikada paketleme servisinde çalışan, günün işten arta kalan zamanında ise kendi kendine sahilde ya da parkta bir bankta saatlerce oturan bu adama karşı; acıma, koruma ve saygı arasında açıklayamadığım bir duygu trafiği içindeydim.

İnsanlara karşı pek saygı ve sevgi dolu olduğu söylenemeyecek, asabi bir çocuk olan ben; dostumun abisine karşı herkese olduğumdan çok farklı olarak daima saygılıydım. Kendi kardeşleri dahil, mahallenin bütün çocukları ona adıyla hitap ederken, ben 35 yaşlarındaki bu adama her zaman abi demeyi ihmal etmezdim.


Birkaç seferinde tepkisizliğinden yararlanıp kendisini dalgaya almaya çalışan, itip kakan bazı kişilerin de kafasını ezince aramızda  ister istemez bir iletişim başladı.
Ailesinin şaşkın bakışları arasında hiç kimseyle konuşmayan bu içine kapalı otistik adam, beni her gördüğünde selam verip konuşmaya, hatta zaman zaman halimi hatırımı sormaya başlamıştı.
Gülümseyerek hatırladığım bir diğer anı ise, evlerinde kalacağım bir gecede tüm aileyi şok ederek, kardeşinin odasına gelip aç olup olmadığımı sorması olmuştu. :)

14-15 yaşlarında kimseye saygısı olmayan, kavgacı, kızgın, üzgün ve babasız bir çocuk olarak belkide farklı olmanın verdiği zorluğu anlıyor olmamdan olsa gerek ki, adeta 35 yıllık otistik bir kapalı kutuyu açmış, ona erişmeyi başarmıştım.
Şimdi düşündüğümde onun sadece otizmden değil, kötü bakışlar ve aşağılamalar yüzünden içine kapandığını çok daha net görüyorum.


Trenler bu yüzden onun ilham kaynağıydı.
Sanırım onlardan birine binip, bütün o kötü bakışlar ve aşağılamalardan uzaklaşma isteğiydi ona Sirkeci'de günlerce tren resmi yaptıran.
Bir trene binip, bilmediği bir şehirde açlıktan bayılıncaya kadar kaybolması, otizmin anlaşılamaz dehlizleri yüzünden değil, normal insanların anlaşılamaz kötülüklerinden kaynaklanıyordu kuşkusuz.

Ona ulaşmak, hayatı boyunca normal tabir edilen insan zümresiyle didişecek olan bendeniz için hayati önemde bir karar ve dönüm noktası olmuştur. Hayatta kime saygı gösterip kime göstermeyeceğimi, kimin kafasını ezip kimi kollayacağımı algıladığım kritik bir dönemdir.


Yönetmen Thomas Mccarthy'nin senaryosunu izlediğimde haliyle hayatımın bu parçası gözlerimin önüne geldi. Filmde tıpkı benim otistik dostum gibi trenlere tutkusu olan engelli bir bireyin, kendisine miras kalan eski tren istasyonunda, yeni bir hayat kurmaya çabalarken yaşadığı bir dizi olay konu ediliyor. 

İnsanların kötü bakışlarından dolayı içine kapanmış bir cüce olan ana karakter "Fin", yalnız kalmak amacıyla gittiği bu küçük kasabada, tanıştığı bazı insanlarda kendisininkinden de derin acılar olduğunu görecek ve istemsizce de olsa bazı arkadaşlar edinecektir.

 Thomas Mccarthy tren temasını benim bakış açımla mı kullanmış tartışılır, ancak acı gerçek şu ki; hiçbir tren kötü insanlardan yeteri kadar uzağa gidemez...!!!

Yazı:

Fragman


The Station Agent / Hayatın İçinden
(Türkçe Dublaj Tek Parça Full izle)
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...