En Son Yayınlananlar:

fragman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
fragman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Mayıs 2013 Cuma

Cabin In The Woods


Dehşet Kapanı
Yıl: 2011
Ülke: ABD
IMDB Puanı: 7.6/10
Tür: Korku, Gerilim
Yönetmen: Drew Goddard
Senaryo: Joss Whedon
Oyuncular: Kristen Connolly,
Chris Hemsworth, Anna Hutchison,
Fran Kranz
Müzik: Vassy, Switchfoot
Süre: 95 dakika


" Şu da istatiksel bir gerçektir ki, arabasında nargile taşıyan birisini polisler asla çevirmez. Niçin mi? Çünkü bu adamdan korkarlar. Onun daha ileri görüşlü olduğunu, kendi mantığı ile onları köşeye sıkıştıracağını bilirler..."
 
Yazıya filmin en eğlenceli karakteri olan Marty’nin (Fran Kranz) komik bir repliğiyle başlarken, hemen şunu ifade edeyim ki, bu filmde Scream, Cabin Fever,  Evil Dead, Dawn of The Dead, The Hunger Games, Saw, Zombieland ve hatta The Cube filmlerini bir arada harmanlanmış olarak bulacaksınız...


Filmin fragmanında da vurgu yapıldığı üzere, karşımızda birkaç değişik karakterde gencin, hep birlikte tatile çıkarak, sırayla öldükleri, klişe bir senaryo var gibi dursa da, aslında hiç de öyle değil...

Oldukça sıradan ve bilindik bir senaryoyla başlayan film, geliştikçe, tanrısal öğelerle, hatta "ateistik"  denebilecek cüretkarlık da göstererek, bugüne kadar izlediğiniz bütün korku karakterlerini size sunuyor. Adeta tüm ekranı kana bulayarak, izleyicinin her zaman istediği kan, şiddet ve aksiyon öğeleriyle, biraz da dalga geçiyor.


Beş arkadaş ormandaki gizemli kulübeye geldiklerinde, keyifsiz olucağını sadece bizim bildiğimiz, keyifli bir tatil yapacaklarını sanmaktadır. Oysa onlar tanrılar için düzenlenmiş bir kurban töreninin parçasıdırlar. Ve bu tören öylesine şiddetli olacaktır ki, internette bir yorumcu şöyle söylemiş "Tanrılar bize bu kadar öfkeli midir ki insanoğlundan böyle bir rüşvet alırlar" 


Daha önce çok satan işler çıkartan ünlü senaryo yazarları Joss Whedon ve Drew Goddard’ın Dehşet Kapanı, korku filmlerine bambaşka bir yaklaşım ile seyircilere heyecan ve sürprizlerle dolu bir korku şöleni sunuyor.
 

Herşeyden önemlisi, filmin sonuna kadar çeşitli süprizlerle karşılaşacak ve sonunda ise yine benzer bir şok yaşayarak filmi farklı bir korku filmi olarak beyninize kazıyacaksınız. Açıkcası bu film için son söz olarak "iyi seyirler" demek biraz tuhafıma gidiyor. Filmin korku filmi karakterlerini aşağılayıcı ironik denebilecek tavrı nedeniyle, korku filmi sevenlerinde, sevmeyenlerinde iyi vakit geçireceğini düşünüyorum ve şiddetle tavsiye ediyorum.

Yazı: aslimaniac


FRAGMAN



Cabin In The Woods , Dehşet Kapanı
(Türkçe Dublaj Tek Parça Full İzle)

24 Mayıs 2013 Cuma

Borat


Yapım:2006
Ülke: ABD,Kazakistan 
Tür:Komedi,Politik
84 Dak.
Yönetmen:Larry Charles
 
Sacha Baron Cohen ,  Pamela Anderson ,  Ken Davitian ,  Luenell ,  Jean-pierre Parent

Sacha Baron Cohen ,  Todd Phillips ,  Peter Baynham ,  Anthony Hines ,  Dan Mazer
Sacha Baron Cohen ,  Everyman Pictures
 Imdb:7.3  

  Haftanın bu son iş gününde haftasonuna gülerek girmeye sanırım kimse 'hayır' demez. Tüm yorgunluğu,stresi ve gerilimi bir kenara bırakıp, bu filmle güzel bir giriş yapın h.sonu tatiline. Kahkaha garantili filmimizin adı; Borat..

  İzleyenlerin birkez daha izlemekten sıkılmayacakları, izlemeyenler içinse farklı bir komedi  deneyimi yaşayacakları bir film Borat. Farklı diyorum çünkü espri anlayışı herkese uymayabilir.Zira kaba diyalog ve esprilerin bolca yer aldığı bir film. Overuyuz kendi 'en iyi 20 komedi filmi'ni hazırladığı listede birinciliği bu filme vermiş.Ve sanırım böyle bir liste hazırlamış olsaydım benim birincimde değişmezdi. Birkaç kez izlememe rağmen,her defasında beni yerlere yatırmayı başarmıştır.Borat'tan sonra 'Bruno','Ali G' ve 'Diktatör'de mutlaka izlenmesi gerekenler arasında. Tabii bu tarzı sevenler ve sevecek olanlar için önerim.

Borat ,Sascha Cohen'in 'Ali G' şovundaki alternatif karakterdir aslında.Filmde de Kazakistanlı bir gazeteciyi canlandırmaktadır.Kahramanımız belgesel çekimi için  Amerika'ya doğru yola çıkar.Amerikalılarda bu enteresan kişiliğe büyük ilgi gösterir. Borat'ta bu ilginin hakkını fazlasıyla öder.Başından bir sürü absürd olaylar geçer.

Film sadece absürd komedi değildir. Sacha Baron Cohen'in hemen her filminde kulandığı, habersiz figürasyon ve doğaçlama set teknikleri bu filmde de görülmekte. Cohen bu teknikleriyle başarılı olduğu gibi aynı zamanda sonu karakolda biten bir çok skandal olayada imza atmıştır.


Bu tekniğe biraz daha yakından bakarsak, içinden efsanevi komedyen Andy Kaufman (d.1949 - ö.1984) çıkacaktır. Kaufman aslında olaylardan haberi olmayan kalabalıkları, yaptığı küçük düşürücü davranışlarla şok ederek izleyiciyi kendisine değil, artık figürasyon sayılan birincil izleyiciye güldürürdü.. O, komediye apayrı bir bakış açısıyla yaklaşır, espri yapmaktansa insanları şaşırtarak güldürmeyi tercih ederdi.

 Andy Kaufman'ın hayatını konu alan Man on the Moon filmini burda anmadan yapamayacağım. Güzel bir biyografik film olan Man on the Moon'da Jim Carrey, Andy Kaufman'ın tüm tekniklerini ince ayrıntılarıyla sergiliyor.


İşte Sacha Baron Cohen'in tekniklerine baktığımızda, seyirciyi "şok etme", olaydan haberi olmayan insanları set içinde kulanma ve espiri yerine, rahatsız edici derecede küçük düşürücü yaklaşımlar kulanma (ki seyirciyi şoke edende genelde bu utanma duygusu) gibi benzerlikler görüyoruz. Ben açıkcası yönetmenin bariz bir şekilde Andy Kaufman'dan etkilendiğini, bunun sonucunda kendi tarzını uyarladığını ve kesinlikle başarılı olduğunu düşünüyorum.

  Bol bol Amerikalılar ve kültürleri ile dalga geçilen filmde,beni en çok rahatsız eden şey Borat'ın memleketi olarak gerçek bir yerin seçilmesi. Kazakistan yerine hayali  bir yer belirtilseydi daha iyi olurdu kanımca. Filmdeki Borat aslında giyim tarzı, İngilizce aksan ve sosyal davranış şekillerine bakıldığında en yakın ihtimalle Yugoslavya ya da Bulgaristan kökenli, (Balkan) Çingenesidir. Bana kalırsa Sacha Baron Cohen buradada tercihini rahatsız etmekten yana kulLanmış ve izleyen herkese "Kazakistanlılar bunu izleyince ne diyecekler acaba" dedirtmeyi tercih etmiştir. Birçok yerde okuduğum kadarıyla Kazakistanlılar bu filme oldukça tepkili. Kendi ülkelerinin isminin kullanılmasından ve farklı bir şekilde sunulmasından rahatsızlar. Bu rahatsızlıklarında da haklılar.

 Bu kusuru es geçmeye çalışırsak, bolca eğleneceğiniz 1,5 saatlik bir zaman dilimi sizi bekliyor.Şimdiden herkese iyi haftasonları..                                                                                    
Yazı: olimposgod
Edit : OvErUyUz


FRAGMAN


Andy Kaufman on Letterman (1980)

Andy Kaufman on Dating Game




BORAT
(Türkçe Dublaj Tek Parça Full İzle)

21 Mayıs 2013 Salı

Protesto "La Haine"


Yönetmen: Mathieu Kassovitz
Yapımcı: Christophe Rossignon
Senarist: Mathieu Kassovitz 
Ülke: Fransa
Tür: Dram
 Oyuncular: Vincent Cassel, Hubert Kounde, Said Taghmaoui, Francois Levantal, Marc Duret
 93 dakika
 IMDb: 8.1 /10

"Sizi katiller.! Bizi öldürmesi kolay.!
Bizde sadece taş var.!"

Demokrasi ve insan haklarının beşiği Fransa'nın gettolarıyla tanışmaya hazır olun.! Avrupa'nın orta yerinde terkedilmişlik, yurtsuzluk, itilmişlik, polis şiddeti, öfke, insan yerine konulmamak ve fakir olmak ne demektir, bu filmde öğreneceksiniz..!


Yönetmen filmine, Fransa'dan gerçek protesto ve polis şiddeti görüntüleriyle başlıyor. Bunun nedeni senaryonun Abdel isminde Kuzey Afrikalı bir gencin öldürülesiye dövülmesi üzerine çıkan ayaklanmayla başlaması. Bütün gece Paris ayaklanmalarla karışır ve bu arada polislerden bir tanesi, olayların kargaşası içinde silahını kaybeder.

 Bu bana, Paris'de 27 Ekim 2005 akşamı, kimlik kontrolü yapan polis tarafından ölümlerine sebebiyet verilen biri 17,diğeri ise 15 yaşlarındaki iki çocuğu ve tabii ki sonrasında çıkan ayaklanmayı hatırlattı. Olaylar dönemin İçişleri Bakanı Nicolas Sarkozy'nin de çabalarıyla haftalarca sürmüş ve çok sayıda trajedinin yaşanmasına yol açmıştı.

Mathieu Kassovitz kusursuz senaryosunu yazarken 10 sene sonra olacak bu olayı,yani 2005 yılında ayaklanan halka "ayak takımı" deme cüretini göstermiş Nicolas Sarkozy gibi patavatsız bir politikacı bozuntusunu hayal etmiş midir bilinmez. Ancak, filmde olaylar aynı paralellikte gelişiyor. Ve komadaki gencin 3 arkadaşı kayıp silahıda bulunca, ister istemez seyirciyi koltuğa mıhlıyor.


Üç arkadaş, Kuzey Afrika Arap kökenli Said (Said Taghmaoui), siyahi Afrika kökenli Hubert (Hubert Koundé) ve yahudi Vinz (Vincent Cassel) film boyunca bir Fransız gettosunda yaşamak nedir, sizlere sergiliyor. 

Her zamanki gibi film ve ayrıntılarından çok bahsetmeyeceğim ancak filmin siyah beyaz oluşu ve oyunculukların inanılmayacak kalitede sergilenişi seyredeğer. 

Filmi ilk izleyişimde beni en çok şaşırtan şey oyunculuklar olmuştu. Vinz karekteri başta olmak üzere, adeta oynanmamış, yaşanmış.! Bu oyunculuk performanslarında yönetmeninde büyük rol oynadığını düşünüyorum ancak Mathieu Kassovitz bu filmden sonra "Gothika" gibi başarılı bir film çekmiş olsa da, böylesine bir toplumsal irdeleme filminde bir daha gözükmedi.

 

Ülkemizde de, dünyanın heryerinde de, açlık, fakirlik, şiddet ve benzeri haksızlıklar kolgezerken, gençler sokağa çıkıyorlar. Orantısız güç kullanımı, polis şiddeti, devlet terörü özellikle Türkiye insanının çok sık şahit olduğu şeyler. 

Çok yakın zamanda ODTÜ'deki olayları hatırlayın; binlerce polis ile orantısız güç kullanarak üniversiteyi işgal eden valiyi, tarlabaşında kafasından gaz bombasıyla vurulan kız çocuğunu, patlayan bombalardan sonra, hükümetin Suriye politikalarını protesto eden üniversiteli öğrencilere atılan dayakları ve daha nicelerini bir düşünün. Nicolas Sarkozy edasıyla patavatsızlaşmış içişleri bakanları ve valiler hastane acil servislerine, evlerin içine, üniversitelere gaz bombaları yağdırırken, Vinz'in öfkesi gelsin aklınıza.


Konuyu hem gençlere karşı ne kadar şiddet dolu ve töleranssız bir ülke olduğumuzu anlatmak açısından, hemde etki-tepki olgusunu göstermek bağlamında, kendim ile ilgili, komik duruma düştüğüm bir olayla örneklemek isterim; 
19-20 yaşlarında genç bir delikanlıyken, Avrupa'nın herhangi bir yerinde, anarşist bir işgal evine yerleşmiştim. Terkedilmiş bir okul binası olan bu yerde birkaç ay geçirdikten sonra, bir gösteri için karar alındı ve o gün geldiğinde bendeniz hazırlıklarımı yapmıştım. Pantolonumda iki kalın tahta sopa, bir rambo bıçağı, çok sayıda  taş-bilye ve burada bahsedemeyeceğim birkaç ekipmanla hazırdım. Ancak grubun diğer üyeleri pek hazır gözükmüyordu. Çok geçmeden kendi işgal evimin grubuyla eylem yerine geldik ve Avrupa'nın heryerinden gelen diğer işgal evleriyle buluştuk. Bulunduğumuz şehrin ana caddesini trafiğe kapattık. Etrafımızda bizim 3 katımız kadar tam tesisatlı polis vardı. Bende hazırdım, elim sopama gittiği an bir arkadaş "hey Turkos sakin ol biraz.! Alt tarafi bir kısa bildiri dağıtacağız.! Devrim henüz olmadı dostum, başbakanı asmaya gelmedik.!" diyerek, ülkenin kendine özgü dalgacı el hareketleriyle beni uyardı. Sonrasında 15-20 dakika kadar trafiğe kapattığımız caddede bateri çalınıp müzik yapıldı. Bu arada küçük bildiriler  trafikte bekleyenlere dağıtıldı. 30 dakika içerisinde herkes kendi işgal evine doğru yola çıkmıştı.


Bu beni çok şaşırtmıştı. Oysa ben ülkemde alıştığım gibi jop, biber gazı, barikat vb. gibi birşeyler bekliyordum. Yani uzun lafın kısası, ülkemizde gençlere gösterilen şiddet Avrupa'dakinden kat ve kat daha fazladır. Hükümetler ve polis gençlere söz hakkı ve musama göstermesini bilmek zorundadır.Üniversitelileri susan, konuşmayan, karşı çıkmayan bir ülkenin tüm gençliği bitmiş daha ötesi tüm halkı susturulmuş, bastırılmış ve özgürlüğünü tamamen kaybetmiş demektir.

Üniversiteli ögrencisini onbine yakın polisle kuşatan, hapseden, yaralayan ve döven bir hükümetin karşısında durun. Çocuklarınıza herkesten önce siz arka çıkın. Çocuklarınıza el kaldıran herhangi haddini bilmez otoriteyi dize getirmek sizlerin elindedir. Gençler karşı duruşlu olmazlarsa, fraksiyonu önemli değil, gücü eline geçiren her hükümetin başvuracağı şeylerdir bunlar. 

 

Böylesi bir polis şiddeti sonrası gelişen olayları anlatan bu film için puanım 9.0 / 10 oluyor. La Haine, "Protesto" şiddetle izlenmesini tavsiye ettiğim bir film.

 Kimsenin başınızda durup size "AYAK TAKIMI" demesine izin vermeyin ve unutmayın;
"Bu, elli katlı bir binadan düşen adamın hikayesi. Adam kendini rahatlatmak için, sürekli şöyle diyormuş: 
-Buraya kadar herşey yolunda
-Buraya kadar herşey yolunda
-Buraya kadar herşey yolunda
Önemli olan düşüş değil, yere çarpıştır.!"

Yazı: OvErUyUz
Edit: Aslimaniac

 Ödüller
Cannes Film Festivali / En iyi yönetmen / Mathieu Kassovitz (1995) · Avrupa Film Akademesi / En iyi genç Avrupa filmi / Mathieu Kassovitz (1995) · Fransa Film Akademisi César Ödülleri / En iyi film / (1995) · Fransa Film Akademisi César Ödülleri / En iyi kurgu / Mathieu Kassovitz & Scott Stevenson(1995) · Fransa Film Akademisi César Ödülleri / En iyi prodüktör / Christophe Rossignon · Avustralya Film Eleştirmenleri Ödülleri / En iyi yabancı film · Lumiere Ödülleri / En iyi yönetmen / Mathieu Kassovitz (1995) · Lumiere Ödülleri / En iyi film / Mathieu Kassovitz (1995) 


FRAGMAN



Protesto "La Haine"
(Türkçe Alt Yazılı Full İzle)

19 Mayıs 2013 Pazar

Despicable Me


Çılgın Hırsız
Yönetmeni: Pierre Coffin, Chris Renaud
Türü: Animasyon
IMDB Puanı: 7.6
Yapım Yılı: 2010
Ülke: ABD
Yayınlanan Tarih: 3 Eylül 2010
Senaryo yazarı: Cinco Paul, Ken Daurio, Sergio Pablos
Seslendirenler: Steve Carell, Jason Segel, Russell Brand, Julie Andrews, Will Arnett, Kristen Wiig, Miranda Cosgrove, Dana Gaier, Elsie Kate Fisher, Pierre Coffin, Chris Renaud, Jemaine Clement, Jack McBrayer, Danny McBride, Mindy Kaling, Rob Huebel, Ken Daurio, Ken Jeong, Charles

 
   Ciddi bir dvd kolleksiyonu sahibi, orta yaşlı bir adam olarak itiraf etmekte zorlansam da, cizgi filmleri oldum olası sevmişimdir. Sinemaya gidip, çoluğun çocuğun arasında Incredibles,  Happy Feet, Ice Age ve daha bir çok benzerini izleyen, rastalı ve dövmeli bir adam hayal edin. Çok normal sayılmaz :)

   Baba olduğum zaman, oğlumun bir an önce büyümesini istemiştim; birlikte bol bol animasyon izleyecektik ve bir daha asla yalnız playstation oynamak zorunda kalmayacaktım. Ama hayat ne yazık ki pek de insanın düşündüğü gibi ilerlemiyor. Bizimki ayaklanır ayaklanmaz ilk işi dvd kolleksiyonuma saldırmak, ikinci işi de playstation'ı hacamat etmek oldu.  
   Biraz daha büyüyüp de çizgi film izleme yaşına geldiğinde ise, tv'deki hiç anlayamadığım, sıkıcı çizgi dizilere öyle bir kitlendi ki; salonumuz ve canımız ciğerimiz dev ekran tv'miz artık onundu. Kerata, bu çizgi film olayını öyle bir boyuta getirdi ki Caillou denilen yaratığı gördüğüm yerde bacaklarından vurabilirim :) (güldüğüme bakmayın, bu konuda ciddiyim)


   
   Çoluk cocuğa karışınca, biraz hayatın yüklediği sorumluluklar, biraz yeni jenarasyon şeyleri anlayamamak (yaşlanmak), biraz da ben merkezci hayattan o merkezci hayata geçme zorunluluğumuz mudur bilinmez, bir bakıyorsunuz ki çocuksu bütün yönleriniz yok oluvermiş. Daha bir kaç sene önce, kucağında patlamış mısırın, çoluk çocuk arasında animasyon izleyen biriyken, bir bakıyorsun ki kendi çocuğunla filme gitmek, yapman gereken zorunlu bir iş haline gelmiş. Rastalıyken, filmin heycanından olsa gerek, sinema solonuna çocuklarıyla gelmiş yüzü asık babaları fark etmemişim bile.



   Her neyse lafı uzatmayayım. Bu olanları fark ettiğimden beri sırf  "yaşlanmamak için" animasyon izlemeye gayret ediyorum ama nafile. Çizgi filmler benim için karmaşık, bazen çok gürültülü, hatta fazla hızlı ve iticiler. Oğlumla yatakta bir animasyon ayarlayıp çizgi film keyfi yaptığımızda bana soruyor, "baba gördün mü?" , "baba kötü adam bu mu?" , "baba izliyor musun?", cevabım hep "evet" olsa da, aslında yalan söylüyorum. O filmin keyfini çıkarırken, ben aslında onunla birlikte olmanın keyfini sürüyorum.



   Geçenlerde, baba oğul çizgi film keyif saatlerimizden birinde, benim de kaptırıp izlediğim bir film oldu. Despicable Me dünyanın uydusu Ay'ı çalmak isteyen kötü bir hırsızla ilgiliydi. Bir sürü tuhaf, sevimli yaratıktan oluşan ordusuyla, çeşitli hırsızlıklar yaparak, kötü olmaya çalışan, iyi bir adamın, hayatına üç yetim kız girince olayların seyri değişiyor. 


   Film babaların da dayanabileceği boyutta, izlenebilir, sevimli espirilerle dolu bir film. Saçma sapan yaratıklar, kol saatindeki düğmeye basınca, kuantumik boyutlarda değişen veletler falan yok.

   Genel olarak ailece izlenip, bol bol abur-cubur tüketilecek ve eğlenilebilecek güzel bir film. Bu filmin ikincisinin, Türkiye'de 11 Ekim 2013 tarihinde vizyonda olacağının haberini de verelim. İzlemek isteyecen rastalı arkadaşlaraysa, söyleyecek hiçbir lafım yok :) Benim puanım 6.2 ancak yukarıda yazdıklarımdan sonra siz beni biliyorsunuz  :) 

Sözlerimi bir klişe ile bitireyim; İçinizdeki çocuğa sahip çıkın...

Yazı: OvErUyUz
Edit: theOz



FRAGMAN I


FRAGMAN II


 11 Ekim 2013 vizyona girecek Despicable Me II




Despicable Me , Çılgın Hırsız
(Türkçe Dublaj Full İzle)

17 Mayıs 2013 Cuma

Soraya'yı Taşlamak

The Stoning of Soraya
2008 - ABD
Dram
114 Dak.
Cyrus Nowrasteh
Jim Caviezel ,  Shohreh Aghdashloo ,  Mozhan Marnò ,  Navid Negahban ,  Bita Sheibani
Sahar Bibiyan
Cyrus Nowrasteh ,  Betsy Giffen Nowrasteh
Jason Jones ,  Todd Burns
 Imdb:7.8 

   Soraya'yı Taşlamak filmini sosyal medyadan bir arkadaşın tavsiyesi üzerine izledim.O bana 'izlerken gözyaşlarına hakim olamayacaksın'dedi.Evet olamadım ama sinirden..Film bittiğindeyse dünyanın tüm kötülüklerine, haksızlıklarına, çirkinliklerine, adaletsizliklerine, kadınlarına, çocuklarına hıçkıra hıçkıra ağladım.

   Çok fazla isyan ettim erkek egemen dünyaya... Ve biz kadınlara kızdım.. Kızmak değil de; bastırılmışlığa, susturulmuşluğa kızdım. Daha çok bağırmalı daha çok hakkımızı savunmalı, bize ait olanı almak için daha çok mücadele etmeliyiz. İzin vermemeliyiz erkek hegomanyasının bizi esir etmesine. Hele de 'din kisvesi'altında..

   Filmimiz, Fransız bir gazetecinin İran'ın bir köyünden geçerken, arabasının bozulmasıyla başlıyor. Tamir için arabasını bırakıp, bir kahvehaneye giriyor. O sırada onu gören Zehra, bir şekilde gazeteciyi evine çağırıyor. Gazeteci evine geldiğinde de 'sesimi alıp, buralardan götürmeni istiyorum' diyor ve başlıyor hikayesini anlatmaya...


   Soraya'nın kocası Ali, 2.ci eşini almak istemektedir. Yeni eşin yaşı da henüz 14'tür. Yalnız 2.ci eşi almak isterken, Soraya'ya ve çocuklarına karşı (2 kız çocuğu) hiçbir sorumluluk kabul etmeden bu evliliği gerçekleştirmek amacındadır. Tabii ki bu durumda Soraya'nın geçinebilmesi, evine ve çocuklarına bakabilmesi imkansızdır. Mağlum kadınlar çalışamadığı gibi tekrar baba evine de dönememektedir-ki dönebilseler bile zaten babalar istememektedir.! Bu olaylar olurken, köy sakinlerinden Haşim'in karısı ölür. Molla efendi ve etrafındaki erkekler Soraya'nın , Haşim'in ev işlerini yapmasına karar verirler. Zehra'nın diretmesiyle de bir maaş vermeyi kabul ederler. Ama bu durum kocası Ali'ye yeterli gelmez. Çünkü Soraya boşanmayı kabul etse bile, ona belli bir nafaka vermek zorundadır (şeriat kanunlarına göre). Ve onun ölmesi gerektiğini düşünür. Molla efendiye de bunu dile getirir. Böylece bir plan yapmaya koyulurlar. Ha, plan dediysek öyle karmaşık, çetrefilli birşey yapmaya gerek yoktur. Soraya'nın zina yaptığı dedikodusunu yayarlar. Bunu kanıtlamak için iki şahit yeterlidir nasılsa! Haşim'i tehdit ederler ve planlarını hayata geçirirler. Bu kadar basittir olay!..

   Filmin en can alıcı sahnesi Soraya'nın recme götürülürken söyledikleri bence. Soraya onu taşlayacak olan erkeklere seslenir: Bunu bir insana nasıl yaparsınız? diye.. Gelen toplu cevap ise şudur: Allah'ın emri bu.. En kötüsü de recm bitince, herkesin birbirinin sırtına vurarak 'Alllah razı olsun' demesidir...


   Bu film gerçek bir olaydan senaryolaştırılmış. Bilmediğimiz, duymadığımız trajediler değil maalesef. Kimbilir şuan bile kaç kadın böylesi bir şiddete mağruz kalıyor? İlla ki taşlanmak, dövülmek değildir şiddet, susturulmak, hakkını savunamamak, konuşamamakta şiddetin bir çeşididir..

  Oysa ki dünyanın en güzel renklerindendir kadınlar... Onları karartmak demek dünyayı karartmak demek. Renkli bir dünya da yaşamak varken niye karanlığa mahkum olalım ki-olasınız ki? Ses verin kadınlar. Bağırın ve yaşayın.. Bu dünya bizim de evimiz..!!!
İyi Seyirler...

Yazı: olimposgod


FRAGMAN



Soraya'yı Taşlamak - The Stoning of Soraya
(Türkçe Dublaj Tek Part Full İzle)

15 Mayıs 2013 Çarşamba

Annemi Öldürdüm - J'ai tué ma mère

Annemi Öldürdüm - J'ai tué ma mère - I Killed My Mother
2009 - Kanada
Biyografi ,  Dram
96 Dak.
Xavier Dolan
Xavier Dolan ,  François Arnaud ,  Niels Schneider ,  Anne Dorval ,  Johanne-marie Tremblay
Xavier Dolan
Xavier Dolan ,  Carole Mondello
 Imdb:7.2


    İki sene önce not defterime 'bu çocuğa dikkat' diye yazmışım. Çocuk diyorum çünkü daha 19 yaşındaydı ilk filmini çektiğinde. Ve farkındayım çocuk diyerek haksızlık ediyorum. Kaç kişi  19 yaşındayken hem yazdığı, hem yönettiği, hem de oynadığı bir film yapabilir ki? Dahası bu kadar ses getirebilir?

  Kim mi bu genç yetenek; Xavier Dolan..
  İlk filmi 'Annemi Öldürdüm' ile Kanadalı yeni yetenek epey beğenildi. Cannes'ta dikkat çekmekle kalmadı, ayrıca ödüllendirildide. Ülkesininde o sene ki oscar adayına seçildi. Üstelik senaryosunu henüz 16 yaşındayken kaleme almış ve 19 yaşında kendi imkanlarıyla filmini çekmiştir.



   2009 yapımı olan filmin konusu aslında basit. Lise öğrencisi Hubert'ın annesiyle olan çatışmalarını anlatıyor film. Ama önemli olanda basitliği, içtenlikle ve ustalıkla sunabilmek. Ve Xaiver'da bunu fazlasıyla beceriyor bence.

   Film otobiyografik öğelerde taşıyor. Kahramanımız Hubert 16 yaşında, gay bir lise öğrencisidir.Annesiyle beraber yaşamaktadır. Ve ikisi korkunç çatışmalar içerisindedir. O annesini, annesi de onu anlamamaktadır.



 Hepimizin bir dönem yaşadğımız şeyleri göreceğimiz bu filmde, yönetmenin konuyu ele alış şeklini ve sunuşunu seveceğinizi düşünüyorum.

   Sakın ola es geçmeyin ve 19 yaşında insanların neler yaptıklarını, yapabildiklerini bir görün. Ben fazlasıyla hayran kaldım filme...Ve kendimden birçok parça buldum.

   Yaş ilerleyip, büyüdükçe anlayışsızlık daha da dağ gibi büyüyor sanki... Her geçen nesil yenisini beğenmiyor. Ama genç olmak, deli+kanlı kız-erkek olmak harika birşey. Gençlere bakın! Nasıl da hala umutlular, gözleri pırıl pırıl. O pırıltnın gitmesine, sönmesine izin vermeyelim. Çocuklarımızı dinlemeye, anlamaya çalışalım. Onlardan daha kıymetli neyimiz var ki dünyada!. ...dünya da daha kıymetli ne var ki çocuklardan başka..
 İyi Seyirler.....

Yazı: olimposgod


FRAGMAN




Annemi Öldürdüm - J'ai tué ma mère - I Killed My Mother
(Türkçe Dublaj Tek Parça Full izle)

13 Mayıs 2013 Pazartesi

Green Street Hooligans



Yeşil Sokak Holiganları, Green Street Hooligans, Hooligans
Filmin Yönetmeni: Lexi Alexander
Filmin Türü: Suç, Dram
IMDB Puanı: 7.5
Yapım Yılı: 2005
Ülke: ABD, İngiltere
Yayınlanan Tarih: 9 Eylül 2005
Senaryo yazarı: Lexi Alexander, Dougie Brimson
Oyuncular: 
Elijah Wood, Charlie Hunnam, David Alexander, Oliver Allison, James Allison, Geoff Bell, Joel Beckett, Kieran Bew, David Carr, Andrew Blair, Brendan Charleson, Scott Christie, Alec Dalman, Claire Forlani, Jacob Gaffney

   Futbolun 'toplumların afyonu' olduğu savunulur. Yıllarca Brezilya, Arjantin, Portekiz gibi ülkelerde en yaygın ve 'popüler kitle' pasifikasyon aracı olarak futbol kullanıldı. "Futbol olmasaydı ben Portekiz'i yönetemezdim" diyen General Antonio Salazar'ın Portekiz'i 3F (Fiesta, Fado, Futbol) ile idare ettiği söylenir. Ülkemizde ise özellikle 12 Eylül sonrası yükselen futbol fanatizmi, arabesk müziğin eşliğinde geniş halk kitlelerini peşinde sürüklemeyi başardı. Hatta kamu bankalarından, kulüp yöneticilerine açılan büyük kredilerle futbol beslendi ve giderek büyük bir ekonomik sektör haline dönüştü. 


   Böylece ekonomik ve siyasal yanlarıyla futbol, halk kitlelerinin yaşamının ayrılmaz bir parçası oldu."Avrupa, Avrupa duy sesimizi, bu gelen Türk'ün ayak sesleri" eşliğinde dalgalanan takım bayrakları aynı zamanda milliyetçiliğin de yeni rengi oldu. Televizyonlarda futbol yayınları ve reklam ise yeni bir ekonomik gelir kapısı haline geldi. 


   Konuyla ilgili "Sporun Sosyolojisi ve Psikolojisi" adlı bir kitap kaleme alan İ.Ü. Cerahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı öğretim üyelerinden Prof. Dr. İbrahim Balcıoğlu, sosyo-ekonomik sebeplerden dolayı az gelişmiş diğer ülkelerdeki gibi bizde de spora pasif katılımın söz konusu olduğunu vurguluyor. 

   Özellikle gençlerin hayatlarında son derece önemli olan futbol maçlarıyla ilgili Balcıoğlu, gözlemlerini şu cümlelerle aktarıyor:
"Takım tutarken uzun boylu düşünüp taşınıp karar verilmez. Bu öyle bir şeydir ki, ömür boyu bağlılığa dönüşür. Bir partiye, bir insana bağlı kalsak, onu desteklesek, sonra o kişi bizi hayal kırıklığına uğratsa, inanç ve güvenimiz sarsılır başka bir partiyi destekleriz. Taraftarlıkta öyle olmuyor, takım yenmese bile, kişi kendisini başka bir takımın kucağına atmıyor." 

 
    Kişilerin tuttukları takımda kendi kimliklerini bulduklarını, güvenlerinin arttığını ve geleceğe umudunu taşıdığını ifade eden Balcıoğlu, seyircilerin herşeyden önce psikolojik, sosyolojik yapısının, ekonomik durumu ve eğitim düzeyinin dikkate alınması gerektiğini belirtiyor. Balcıoğlu, taraftarının kişilik özelliğiyle ilgili şunu söylüyor: "Futbolda üstünlük mücadelesi, 'üstün olma' yenme iddiası, yenilmeme azmi, biz-ötekiler ikiliği işin tabiatında vardır. Tuttuğu takımla kimliğini bulma, özdeşleşme, futbol ile doruğa çıkıyor." 

   Peki tribünleri dolduran fanatiklerin psikolojik durumları nedir..?
   
Psikopat Kişilik: Seyirciler arasında katı tutumlu, hemen zevk almak isteyen sorumluluk hissi duymayan, tekrarlanan uyarı ve cezalara rağmen davranışlarını düzeltmeyen kişilerdir.
   
Aatisosyal Kişilik: Bu kişilerin başları daima belaya girer, deneyim ve cezalardan ders çıkarmasını bilmezler, bir kimseye saygıyı sürdüremezler. Toplum kurallarına uymayı reddederler.
   
Sosyopat Kişilik: Maçı efendice, rahatça, başkalarını rahatsız etmeden izleyemezler. Devamlı küfreder, çevresini tahrik eder, karşı takıma ve taraftarlarına hakaret yağdırırlar.
   
Kışkırtıcı Tipler: Küçük bir sebep onlarda heyecan gösterilerine sebep olur. Dikkat çekici uygunsuz davranışlar gösterirler. Çabuk arkadaşlık kurarlar ama bu ilişkilerini kendi çıkarları için kullanmak isterler. Kolayca inanırlar, yargılamaları sağlam temeller üzerine kurulmamıştır.
   
Telkin Altında Kalanlar: Bu insanlar günlük ihtiyaçlarının giderilmesinde eksiklik gösterirler. Karşılaştıkları güçlüklere yapıcı bir çözüm bulmazlar. Çevrenin desteğine ihtiyaç duyarlar. Güçlü kişilik yapısı oluşmamıştır. Destek gördükleri kişilere bağımlılık gösterirler. 


   Bütün bu saptamalardan sonra şunu ifade etmek isterim ki; bahis konusu futbol severler değil, futbol fanatikleridir. Fanatizmin sosyal pisikolojisi burada tartışılamayacak kadar derin bir konu. Son derbiden sonra olan olaylarda, bir insan hayatının kaybedilmesi, bu filmi anımsattı bana....

   Filmde Harvard’ta gazetecilik okuyan Matt, oda arkadaşına ait uyuşturucu kendi yatağında bulununca okuldan atılır. İngiliz bir adamla evlenmiş ablasının yanına İngiltere’ye taşınmak zorunda kalan Matt, eniştesinin West Ham United fanatiği kardeşi Ben ile takılmaya başlar.


   Futbol konusunda en ufak bir bilgisi olmayan yumuşak başlı Matt kendini West Ham United taraftar grubu GSE (Green Street Elite) nin içinde bulur. Ben ve arkadaşlarıyla maçlara gitmeye, kavgalara karışmaya başlayan Matt, bunca zamandır içinde biriktirdiği şiddeti dışa vuracak ve kendini anlamsız bir fanatikliğin içinde bulacaktır.

   Bayan bir yönetmenden, futbolun artık yalnızca futbol olmadığına dair sarsıcı bir dram. 6.9 puan verdiğim, futbolun kalbinin attığı İngiltere’de giderek artmaya başlayan holiganlığı, vandalizmi ve fanatizmi en sert biçimde ortaya koyan Yeşil Sokak Holiganları, Milwall ve West Ham United klüpleri arasındaki rekabete dair de güzel sekanslar barındırıyor.

   Rekabeti anlamak, sonuçlarını içe sindirebilmek fanatizmi köreltecek en iyi çözümdür. Sonuçta fanatizm insanın duygularına hakim olamayışı neticesinde ortaya çıkan bir dışa vurumdur.Bunu tetikleyen her sebebe sağduyu ile yaklaştığımız sürece yenebilir ve futbolun keyfine rakiplerimizle biralarımızı tokuşturarak hepbirlikte varabiliriz.. 

Edit: OvErUyUz

Kaynaklar ve alıntılar: milliyet.com.tr, donusumkonagi.net, wikipedia.org, psikoloji.gen.tr, izlebizle.net, biltek.tubitak.gov.tr/gelisim/psikoloji, aktuelpsikoloji.com, Prof. Dr. İbrahim Balcıoğlu, teşekkür ederiz..

 FRAGMAN





Yeşil Sokak Holiganları, Green Street Hooligans
(Türkçe Dublaj Full Tek Parça İzle)
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...