En Son Yayınlananlar:

Olimposgod etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Olimposgod etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Kasım 2013 Çarşamba

Dogville

          

2003
Danimarka ,  İsveç ,  İngiltere ,  Fransa ,  Norveç ,  Hollanda ,  Finlandiya ,  İtalya ,  Almanya
Dram
Lars von Trier
Nicole Kidman, Paul Bettany, John Hurt, Jeremy Davies, James Caan
Lars von Trier
 IMDb: 7.9 / 10

    Anlatacak iyi birşeyleriniz varsa,sinemanın o şaşaası olmadanda anlatabilirsiniz. Lars Von Tirier bunu bize her defasında kanıtlıyor.
    Film bittiğinde 10 dakika şaşkınlık, hayret ve kıskançlıkla bilgisayar ekranına takılı kaldı gözlerim..
    Her sahnesinden, her diyaloğundan öğreneceğiniz çok şey var Dogville'de.
   
 Birisi size bir hikaye anlatacak ve siz öylece oturduğunuz yerde kalacaksınız. Duyduklarınız, gördükleriniz, sorguladıklarınız hiç hoşunuza gitmeyecek. Hemde hiç! Hele de muhteşem finalini izlediğinizde, tokat yemekten farkınız kalmayacak. Hoş, her Lars Von Tirier filminde ben bunu yaşıyorum...
    
Kendinizle yüzleşmek pek kolay olmayacak.Zaten en zor şey değil midir insanın kendisiyle yüzleşmesi? Kendine dürüst olması? Merhametli misiniz? Affedici misiniz? Ya kibir? Utanç?İyilik? Kötülük? Ne kadar haksızlığa boyun eğebilirsiniz? İçinizdeki iyilik ne zaman, ne olursa ölür ve canavar bir kişiliğe dönüşür? Sınırlarınız nereye kadar uzanır?
     

     Allak bullak olmuş bir halde olacaksınız film bittiğinde...
     İnsanlardan kaçacak yer var mı koca evrende? Huzurlu bir yer mümkün mü? İyi insanlar sonsuza kadar iyi olabilir mi? Kendimizle yüzleşmekten kaçıp, başkalarını suçlamak ne kadar kolay ya da acıtıcı? Freud'un dediği gibi hep cinsellik mi var içimizde? Ya kadınlar? Hiç mi görmeyiz, farkında olmayız işimize gelmeyenlerin? Kadın ya da erkek farketmez ne kadar ikiyüzlüyüz?
                                    
        
            Ve evet Dogville sadece bir film değil. Ders gibi. İçinde bulacağınız çok şey var.
            Sakın ola ki filmin çekim şekli ve mekanı sizi izlemekten alıkoymasın.Üç saatin sonunda çok şey kazanmış olacaksınız!
             Başta da dediğim gibi anlatacak iyi birşeyleriniz varsa ne dekora ne görsel efektlere ne de başka birşeye ihtiyacınız var.
             
Film 30'ların Amerika'sında geçiyor. Gangsterlerden kaçan Grace,Dogville'e sığınıyor. Kasaba sakinlerinden Tom onu koruyacağına ve kasabalılarla konuşup, bu konuda ikna edeceğine söz veriyor. Aradığı dostluğu ve huzuru bu kasabada bulacağını düşünen Grace için olaylar hiçte zannettiği gibi devam etmiyor.
          
 Bugün ya da başka birgün  farketmez kendinize bir iyilik yapın ve bu filmi izleyin.Lars Von Tirier'in tadını alan zaten bir daha ondan vazgeçmez. Her filminin müptelası olur.
 İyi seyirler
Yazı: olimposgod


Fragman
 

Dogville 
(Türkçe Dublaj Tek Parça Full Hd İzle)

24 Mayıs 2013 Cuma

Borat


Yapım:2006
Ülke: ABD,Kazakistan 
Tür:Komedi,Politik
84 Dak.
Yönetmen:Larry Charles
 
Sacha Baron Cohen ,  Pamela Anderson ,  Ken Davitian ,  Luenell ,  Jean-pierre Parent

Sacha Baron Cohen ,  Todd Phillips ,  Peter Baynham ,  Anthony Hines ,  Dan Mazer
Sacha Baron Cohen ,  Everyman Pictures
 Imdb:7.3  

  Haftanın bu son iş gününde haftasonuna gülerek girmeye sanırım kimse 'hayır' demez. Tüm yorgunluğu,stresi ve gerilimi bir kenara bırakıp, bu filmle güzel bir giriş yapın h.sonu tatiline. Kahkaha garantili filmimizin adı; Borat..

  İzleyenlerin birkez daha izlemekten sıkılmayacakları, izlemeyenler içinse farklı bir komedi  deneyimi yaşayacakları bir film Borat. Farklı diyorum çünkü espri anlayışı herkese uymayabilir.Zira kaba diyalog ve esprilerin bolca yer aldığı bir film. Overuyuz kendi 'en iyi 20 komedi filmi'ni hazırladığı listede birinciliği bu filme vermiş.Ve sanırım böyle bir liste hazırlamış olsaydım benim birincimde değişmezdi. Birkaç kez izlememe rağmen,her defasında beni yerlere yatırmayı başarmıştır.Borat'tan sonra 'Bruno','Ali G' ve 'Diktatör'de mutlaka izlenmesi gerekenler arasında. Tabii bu tarzı sevenler ve sevecek olanlar için önerim.

Borat ,Sascha Cohen'in 'Ali G' şovundaki alternatif karakterdir aslında.Filmde de Kazakistanlı bir gazeteciyi canlandırmaktadır.Kahramanımız belgesel çekimi için  Amerika'ya doğru yola çıkar.Amerikalılarda bu enteresan kişiliğe büyük ilgi gösterir. Borat'ta bu ilginin hakkını fazlasıyla öder.Başından bir sürü absürd olaylar geçer.

Film sadece absürd komedi değildir. Sacha Baron Cohen'in hemen her filminde kulandığı, habersiz figürasyon ve doğaçlama set teknikleri bu filmde de görülmekte. Cohen bu teknikleriyle başarılı olduğu gibi aynı zamanda sonu karakolda biten bir çok skandal olayada imza atmıştır.


Bu tekniğe biraz daha yakından bakarsak, içinden efsanevi komedyen Andy Kaufman (d.1949 - ö.1984) çıkacaktır. Kaufman aslında olaylardan haberi olmayan kalabalıkları, yaptığı küçük düşürücü davranışlarla şok ederek izleyiciyi kendisine değil, artık figürasyon sayılan birincil izleyiciye güldürürdü.. O, komediye apayrı bir bakış açısıyla yaklaşır, espri yapmaktansa insanları şaşırtarak güldürmeyi tercih ederdi.

 Andy Kaufman'ın hayatını konu alan Man on the Moon filmini burda anmadan yapamayacağım. Güzel bir biyografik film olan Man on the Moon'da Jim Carrey, Andy Kaufman'ın tüm tekniklerini ince ayrıntılarıyla sergiliyor.


İşte Sacha Baron Cohen'in tekniklerine baktığımızda, seyirciyi "şok etme", olaydan haberi olmayan insanları set içinde kulanma ve espiri yerine, rahatsız edici derecede küçük düşürücü yaklaşımlar kulanma (ki seyirciyi şoke edende genelde bu utanma duygusu) gibi benzerlikler görüyoruz. Ben açıkcası yönetmenin bariz bir şekilde Andy Kaufman'dan etkilendiğini, bunun sonucunda kendi tarzını uyarladığını ve kesinlikle başarılı olduğunu düşünüyorum.

  Bol bol Amerikalılar ve kültürleri ile dalga geçilen filmde,beni en çok rahatsız eden şey Borat'ın memleketi olarak gerçek bir yerin seçilmesi. Kazakistan yerine hayali  bir yer belirtilseydi daha iyi olurdu kanımca. Filmdeki Borat aslında giyim tarzı, İngilizce aksan ve sosyal davranış şekillerine bakıldığında en yakın ihtimalle Yugoslavya ya da Bulgaristan kökenli, (Balkan) Çingenesidir. Bana kalırsa Sacha Baron Cohen buradada tercihini rahatsız etmekten yana kulLanmış ve izleyen herkese "Kazakistanlılar bunu izleyince ne diyecekler acaba" dedirtmeyi tercih etmiştir. Birçok yerde okuduğum kadarıyla Kazakistanlılar bu filme oldukça tepkili. Kendi ülkelerinin isminin kullanılmasından ve farklı bir şekilde sunulmasından rahatsızlar. Bu rahatsızlıklarında da haklılar.

 Bu kusuru es geçmeye çalışırsak, bolca eğleneceğiniz 1,5 saatlik bir zaman dilimi sizi bekliyor.Şimdiden herkese iyi haftasonları..                                                                                    
Yazı: olimposgod
Edit : OvErUyUz


FRAGMAN


Andy Kaufman on Letterman (1980)

Andy Kaufman on Dating Game




BORAT
(Türkçe Dublaj Tek Parça Full İzle)

17 Mayıs 2013 Cuma

Soraya'yı Taşlamak

The Stoning of Soraya
2008 - ABD
Dram
114 Dak.
Cyrus Nowrasteh
Jim Caviezel ,  Shohreh Aghdashloo ,  Mozhan Marnò ,  Navid Negahban ,  Bita Sheibani
Sahar Bibiyan
Cyrus Nowrasteh ,  Betsy Giffen Nowrasteh
Jason Jones ,  Todd Burns
 Imdb:7.8 

   Soraya'yı Taşlamak filmini sosyal medyadan bir arkadaşın tavsiyesi üzerine izledim.O bana 'izlerken gözyaşlarına hakim olamayacaksın'dedi.Evet olamadım ama sinirden..Film bittiğindeyse dünyanın tüm kötülüklerine, haksızlıklarına, çirkinliklerine, adaletsizliklerine, kadınlarına, çocuklarına hıçkıra hıçkıra ağladım.

   Çok fazla isyan ettim erkek egemen dünyaya... Ve biz kadınlara kızdım.. Kızmak değil de; bastırılmışlığa, susturulmuşluğa kızdım. Daha çok bağırmalı daha çok hakkımızı savunmalı, bize ait olanı almak için daha çok mücadele etmeliyiz. İzin vermemeliyiz erkek hegomanyasının bizi esir etmesine. Hele de 'din kisvesi'altında..

   Filmimiz, Fransız bir gazetecinin İran'ın bir köyünden geçerken, arabasının bozulmasıyla başlıyor. Tamir için arabasını bırakıp, bir kahvehaneye giriyor. O sırada onu gören Zehra, bir şekilde gazeteciyi evine çağırıyor. Gazeteci evine geldiğinde de 'sesimi alıp, buralardan götürmeni istiyorum' diyor ve başlıyor hikayesini anlatmaya...


   Soraya'nın kocası Ali, 2.ci eşini almak istemektedir. Yeni eşin yaşı da henüz 14'tür. Yalnız 2.ci eşi almak isterken, Soraya'ya ve çocuklarına karşı (2 kız çocuğu) hiçbir sorumluluk kabul etmeden bu evliliği gerçekleştirmek amacındadır. Tabii ki bu durumda Soraya'nın geçinebilmesi, evine ve çocuklarına bakabilmesi imkansızdır. Mağlum kadınlar çalışamadığı gibi tekrar baba evine de dönememektedir-ki dönebilseler bile zaten babalar istememektedir.! Bu olaylar olurken, köy sakinlerinden Haşim'in karısı ölür. Molla efendi ve etrafındaki erkekler Soraya'nın , Haşim'in ev işlerini yapmasına karar verirler. Zehra'nın diretmesiyle de bir maaş vermeyi kabul ederler. Ama bu durum kocası Ali'ye yeterli gelmez. Çünkü Soraya boşanmayı kabul etse bile, ona belli bir nafaka vermek zorundadır (şeriat kanunlarına göre). Ve onun ölmesi gerektiğini düşünür. Molla efendiye de bunu dile getirir. Böylece bir plan yapmaya koyulurlar. Ha, plan dediysek öyle karmaşık, çetrefilli birşey yapmaya gerek yoktur. Soraya'nın zina yaptığı dedikodusunu yayarlar. Bunu kanıtlamak için iki şahit yeterlidir nasılsa! Haşim'i tehdit ederler ve planlarını hayata geçirirler. Bu kadar basittir olay!..

   Filmin en can alıcı sahnesi Soraya'nın recme götürülürken söyledikleri bence. Soraya onu taşlayacak olan erkeklere seslenir: Bunu bir insana nasıl yaparsınız? diye.. Gelen toplu cevap ise şudur: Allah'ın emri bu.. En kötüsü de recm bitince, herkesin birbirinin sırtına vurarak 'Alllah razı olsun' demesidir...


   Bu film gerçek bir olaydan senaryolaştırılmış. Bilmediğimiz, duymadığımız trajediler değil maalesef. Kimbilir şuan bile kaç kadın böylesi bir şiddete mağruz kalıyor? İlla ki taşlanmak, dövülmek değildir şiddet, susturulmak, hakkını savunamamak, konuşamamakta şiddetin bir çeşididir..

  Oysa ki dünyanın en güzel renklerindendir kadınlar... Onları karartmak demek dünyayı karartmak demek. Renkli bir dünya da yaşamak varken niye karanlığa mahkum olalım ki-olasınız ki? Ses verin kadınlar. Bağırın ve yaşayın.. Bu dünya bizim de evimiz..!!!
İyi Seyirler...

Yazı: olimposgod


FRAGMAN



Soraya'yı Taşlamak - The Stoning of Soraya
(Türkçe Dublaj Tek Part Full İzle)

15 Mayıs 2013 Çarşamba

Annemi Öldürdüm - J'ai tué ma mère

Annemi Öldürdüm - J'ai tué ma mère - I Killed My Mother
2009 - Kanada
Biyografi ,  Dram
96 Dak.
Xavier Dolan
Xavier Dolan ,  François Arnaud ,  Niels Schneider ,  Anne Dorval ,  Johanne-marie Tremblay
Xavier Dolan
Xavier Dolan ,  Carole Mondello
 Imdb:7.2


    İki sene önce not defterime 'bu çocuğa dikkat' diye yazmışım. Çocuk diyorum çünkü daha 19 yaşındaydı ilk filmini çektiğinde. Ve farkındayım çocuk diyerek haksızlık ediyorum. Kaç kişi  19 yaşındayken hem yazdığı, hem yönettiği, hem de oynadığı bir film yapabilir ki? Dahası bu kadar ses getirebilir?

  Kim mi bu genç yetenek; Xavier Dolan..
  İlk filmi 'Annemi Öldürdüm' ile Kanadalı yeni yetenek epey beğenildi. Cannes'ta dikkat çekmekle kalmadı, ayrıca ödüllendirildide. Ülkesininde o sene ki oscar adayına seçildi. Üstelik senaryosunu henüz 16 yaşındayken kaleme almış ve 19 yaşında kendi imkanlarıyla filmini çekmiştir.



   2009 yapımı olan filmin konusu aslında basit. Lise öğrencisi Hubert'ın annesiyle olan çatışmalarını anlatıyor film. Ama önemli olanda basitliği, içtenlikle ve ustalıkla sunabilmek. Ve Xaiver'da bunu fazlasıyla beceriyor bence.

   Film otobiyografik öğelerde taşıyor. Kahramanımız Hubert 16 yaşında, gay bir lise öğrencisidir.Annesiyle beraber yaşamaktadır. Ve ikisi korkunç çatışmalar içerisindedir. O annesini, annesi de onu anlamamaktadır.



 Hepimizin bir dönem yaşadğımız şeyleri göreceğimiz bu filmde, yönetmenin konuyu ele alış şeklini ve sunuşunu seveceğinizi düşünüyorum.

   Sakın ola es geçmeyin ve 19 yaşında insanların neler yaptıklarını, yapabildiklerini bir görün. Ben fazlasıyla hayran kaldım filme...Ve kendimden birçok parça buldum.

   Yaş ilerleyip, büyüdükçe anlayışsızlık daha da dağ gibi büyüyor sanki... Her geçen nesil yenisini beğenmiyor. Ama genç olmak, deli+kanlı kız-erkek olmak harika birşey. Gençlere bakın! Nasıl da hala umutlular, gözleri pırıl pırıl. O pırıltnın gitmesine, sönmesine izin vermeyelim. Çocuklarımızı dinlemeye, anlamaya çalışalım. Onlardan daha kıymetli neyimiz var ki dünyada!. ...dünya da daha kıymetli ne var ki çocuklardan başka..
 İyi Seyirler.....

Yazı: olimposgod


FRAGMAN




Annemi Öldürdüm - J'ai tué ma mère - I Killed My Mother
(Türkçe Dublaj Tek Parça Full izle)

11 Mayıs 2013 Cumartesi

Anneler Gününüz Kutlu Olsun...!! "Annem Hakkında Her Şey"

All About My Mother
Yönetmen: Pedro Almodóvar
Oyuncular: Cecilia Roth, Marisa Paredes, Candela Pena, Penolope Cruz
Yapım: İspanya , Fransa.  Yapım yılı: 1998
Tür: Drama, Komedi
  IMDb: 7.8 / 10
Tür: Dram
Süre:105 dk 


Oyunculuk mesleğini seçen tüm kadınlar,
  Rol yapan tüm kadınlar,
  Rol yapan ve kadın olan erkeklere,
  Anne olmak isteyen tüm kadınlara,
  Görünüşteki düzene...
    diye  bitiriyor Almadovar filmini..

   1,5 Saatten biraz fazla Almadovar'ın beyninin muhteşem kıvrımlarında bir yolculuk bu.. Hiç bitmemesini istediğimiz bir yolculuk.. 'Kadın' kokan, farklılık kokan, özlem kokan, dayanışma kokan bir film..

   Seneler sonra tekrardan izlemenin hazzını yaşıyorum. Sinemanın büyüsüne birkez daha aşık oluyorum..

   Güçlü kadınların, kız-kardeşliğin filmi 'All About My Mother'. Hüzünlü mü? Evet, çokça hemde. Ama yenilmemenin hikayesi de ayrıca. Dik durmanın, göğüslemenin hikayesi. Birçok insana göre 'çapraşık' aşkların hikayesi..

   İçinde kocaman bir 'kaybediş' var. Ama Almadovar eşsiz sinema diliyle, o hüzünde boğulmamıza izin vermiyor. Her karakter başlı başına bir hikaye. Herşey o kadar ince düşünülüp, tasarlanmış ki tek bir kusur bile barındırmıyor.


   Almadovar gibi bir dehanın varlığı için şükrediyorum resmen. Her filmini apayrı seviyorum. Her zaman seçtiği konularla ve konuları işleyiş tarzıyla beni ters köşeye yatırıyor.

   Almadovar'la ilgili yüzlerce şey söyleyip, yazabilirim.Ama bu asla yeterli olmaz. O yüzden, filmlerini izlemeyen varsa,hemen izlemeye başlamalı. Çünkü çok şey kaçırmıştır hayattan..

   All About My Mother'a gelirsek;
   Filmimiz oğlunu tek başına büyütmüş bir annenin hikayesiyle başlıyor. Babasını hiç tanımayan bir çocuk. Doğumgününde annesine babasını anlatması için söz verdirtiyor. Ama maalesef  bu dileği gerçekleşmeden bir kaza sonucu ölüyör. Annesi Manuela'da 18 yıl önce kaçarak geldiği Madrid'ten Barcelona'ya dönüyor. İsteği oğlunun (Esteban) babasını bulup, bir oğlu olduğunu ona söylemek. Barcelona'da arkadaşı Agrado ile karşılaşıyor. Agrado fahişelik yapan bir travestidir. Ve Agrado sayesinde, hayatının çok önemli bir yerine yerleşecek olan rahibe Rosa'yla tanışıyor. Bu üç kişininde ortak paydada buluştukları biri vardır: Lola!Lola ki, kadınlarında en zalimidir, erkeklerinde en zalimidir...


   İzlemeyenler için daha fazla ayrıntı yazmayacağım.. Anneler Günü için farklı bir seçim yaptık. Ama içinde bolca sevgi olan herşey güzeldir. Tıpkı anneler gibi, annelerimiz gibi..

   Unutmayın ki annelerimiz varoldukça hala çocuğuz. Ve çocuk olmak bu dünyadaki en güzel şeydir..

   Tüm annelerin, anne adaylarnın, anne olmak isteyen, istemeyen  herkesin  'ANNELER GÜNÜ KUTLU OLSUN'.
 İYİ SEYİRLER...

Yazı: olimposgod

 FRAGMAN


Annem Hakkında Her Şey , All About My Mother
(Türkçe Dublaj Tek Parça Full izle)

10 Mayıs 2013 Cuma

Bisiklet Hırsızları


Ladri Di Biciclette
1948
Ülke: İtalya
Dram,Suç
93 Dak.
Vittorio De Sica
Sergio Leone ,  Lamberto Maggiorani ,  Enzo Staiola ,  Lianella Carell ,  Gino Saltamerenda
Vittorio De Sica ,  Cesare Zavattini ,  Suso Cecchi D'amico ,  Adolfo Franci ,  Suso Cecchi D\'amico ,  Oreste Biancoli ,  Gerardo Guerrieri
Vittorio De Sica ,  Giuseppe A
Imdb:8.4
 
   Bugün tanıtmak istediğim,izlenimlerimi paylaşmak istediğim,çok eski,kült bir film;Bisiklet Hırsızları..
   Yaklaşık olarak on sene önce izledim ben bu filmi.Ama bende öyle bir yer etmiş ki,dün gibi hatırlıyorum hissettirdiklerini.Yoksulluğun,çaresizliğin,umutsuzluğun,bitmişliğin portresini o kadar güzel tasvir etmiş ki yönetmen,kolay kolay zihinlerden silinecek gibi değil..
   1948'lerin Roma'sı..II.Dünya Savaşı'nın hemen sonrası.Halk yorgun-bitkin...Ama bir şekilde nefes almaya devam etmek zorundalar.Çünkü bakılması gereken çocuklar ve yaşanması gereken bir hayatları var herşeye rağmen..
   Bizim kahramanımız Antonio Ricci'de işte bu şartlar altında,bir iş bulup,ailesine bakmak zorundadır.Bu çaresizlik içinde bir umut ışığı belirir ve kendine bir iş bulur.Yalnız işe başlayabilmesi için bir bisiklete ihtiyacı vardır.Bisikleti tedarik etmeyi başarır.Bir süre sonra bisikleti çalınır.Bisikletin çalınması demek 'aç kalmak'demek,'yitiriliş'demek..O bisiklet o kadar çok şeyi temsil ediyor ki..İçinde kocaman hüzünler barındırıyor.Antonio polise başvurduğunda da,polis ''yapabilecek birşeyleri olmadığını,kendi imkanlarıyla bulmalarını''söylüyor.Kahramanımızda oğluyla birlikte,karış-karış Roma sokaklarını dolaşmaya başlıyor.
  Vittoria De Sica'nın siyah-beyaz bu şaheserini bir şekilde izleyin..Duygu yoğunluğunun çok fazla olduğu bir film.Öyle ki,ben 2.'ye izlemeye cesaret edemiyorum..
  2013'ün dünyasından sıyrılıp,1948'lere gitmek,o zamanın atmosferini hissetmek hatta içine girmek apayrı bir deneyim olacak filmi izlemeyenler için.
  Savaşın kötülüğünü hiçbir ırk,hiçbir millet,hiçbir insan,hiçbir çocuk yaşamasın..Barış için herkes üzerine düşen görevi yapsın..Herşey en yakınındakini sevmekle başlar..Huzurlu bir dünya dileğiyle..
İyi Seyirler... olimposgod



 FRAGMAN





Bisiklet Hırsızları, Ladri Di Biciclette
(Türkçe Dublaj Tek Parça Full İzle)

9 Mayıs 2013 Perşembe

Lars And The Real Girl

Gerçek Sevgi
Yapımı : 2007 - ABD
Dram ,  Komedi
106 Dak.
Craig Gillespie
Ryan Gosling ,  Emily Mortimer ,  Patricia Clarkson ,  Kelli Garner ,  Angela Vint
Nancy Oliver
Peter Berg ,  Sidney Kimmel
Imdb:7.4

   Bu filmi izlerken 'mutlu oldum'..Her film böylesine mutluluk hissettirmez insana!Mutlu oldum çünkü;iyi insanların varolabileceğini bilmek harika..

   Küçük bir kasabada geçiyor filmimiz.Başkarakterimiz Lars,babasının ölümüyle iyice içine kapanır.Yengesi ve abisinin evlerinin garajında oturan Lars,dış dünyayla bağını iyice koparmıştır.Bu durum herkesi üzmektedir.Lars birgün,bir kızarkadaşı olduğundan bahseder.Bu habere tabii ki herkes çok sevinir.Yalnız bahsettiği kız,internet sipariş ettiği bir şişme bebektir.Filmin olayı da burda başlar.Tüm kasaba önce bu olayı garipser.Ama Lars öylesine sahiplenir ve gerçek insan muamelesi yapar ki, bir süre sonra herkes bu duruma alışır.

   
Lars'ın tekrar dış dünyaya açıldığını,asosyalliğinden bir nebze kurtulduğunu gören kasabalılar da bu oyuna ortak olurlar.Öyle ki onlarda Bianca(şişme bebeğin adı bu)'yla oturup konuşmaya,yemek davetlerinde onun içinde yer ayırmaya,kıyafet seçmek için yardım etmeye başlarlar.

   Tüm bunları Lars'ın durumunu bildiklerinden ve onun iyileşmesini istediklerinden,isteyerek,severek büyük bir özveriyle yaparlar.

   Bende bu dünyadaki tüm kötülükleri 'sevgi'yle yenebileceğimizi düşünüyorum.Herşey aslolanı sevmekle,anlamakla başlar.Sadece sevmek yetmez ama.Empati kurabilmeliyiz insanlarla.Böylece daha yaşanabilir,anlaşılabilir bir dünya varedebiliriz.

   Buarada Lars'ı canlandıran Ryan Gosling hakkında da bir-iki birşey yazmadan geçemeyeceğim.Bu filmde o kadar iyi ki'bu adam oyuncu olmak için gelmiş dünyaya'hissiyatı yarattı bende..

   2007 Bağımsız bir Amerikan filmi olan 'Lars And The Real Girl'ün mutlaka izlenmesi gerektiğini düşünüyorum.

   Birlik ve beraberliğin üstesinden gelemeyeceği şey yoktur. Sevdiklerinize 'sevdiğinizi' hissettirin.
İyi seyirler..

Yazı: olimposgod


FRAGMAN



Lars And The Real Girl - Gerçek Sevgi
(Türkçe Dublaj Tek Part Full İzle)
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...