25 yaşından sonra fiziksel yaşlanmanın olmadığı ve sadece sahip olunan zaman kadar hayatta kalınabilen, dünya ve yaşam süresinin olmadığı, paranın ve gücün zaman olduğu bir dünya düşünün..
Filmde yönetmen iki
konu üzerinde duruyor.
Birincisi yoksul bir bölgede kendini ve
ailesini canlı tutmaya çalışan insanlar, diğeri ise zengin ve zamanı çok
olan ölümsüz insanların yaşam tarzı. Filmde herşey zamandır, çalışmanın karşılığı zaman kazanılmakta,
alışveriş yapmarken zaman harcanmakta yani para yerine zaman geçmektedir.. Zaman bittiğinde ölüm geldiğinden, film tamamen zaman kazanma üzrine kurulu gergin bir ortamda geçmekte.
Filmde,Will Salas'ın başından geçen hikaye anlatılır.Will Salas (Justin Timberlake),
bir yanlışlık sonucu cinayetle suçlanır. Kurtulmak için tek şansı,
zamanın gerçek anlamıyla para değerinde olduğu, zenginlerin sonsuza kadar
genç kalarak yaşayıp, fakir ve güçsüz olanların ise bir gün daha
hayatta kalabilmek adına zaman dilenip, ödünç alıp, bazen de çaldığı, bu
sistemi çökertmektir.
Filmi izlerken kapitalizmin vahşi yüzünü düşünüp, bu ilginç bilim-kurgu senaryoda günümüz sistemini görebilirsiniz. Ne acıdır ki aslında bizlerde buna benzer bir panik halinde çalışıp, para kazanıp, hayatta kalmaya çalışmıyormuyuz?
Deniz Kenarı
Yıl: 2010
Ülke: Almanya,
Macaristan,
Fransa
Tür: Dram, Bilimkurgu, Psikolojik
Benedek Fliegauf
Benedek Fliegauf,
Elizabeth SzaszEva Green,
Natalia Tena,
Matt Smith,
Hannah Murray,
Lesley Manville
IMDb: 6.2 / 10
Yine Avrupa Sineması'ndan rahatsız edici bir filmle karşınızdayız. Tıpkı Antichrist [bknz] filminde olduğu gibi sizleri rahatsız edecek, ailevi değer yargılarınızı sarsacak ve anne oğul ilişkisi üzerine gelecekte gerçek olması olası, korkutucu bir senaryo ile karşı karşıyayız.
Malum koyun klonlandığından beri, hem bilim dünyasının hemde toplumun çeşitli katmanlarının tartıştığı "gerçek bir insanın klonlanması ve klon bir ırkın oluşması" olasılığı din ve diğer değer yargıları açısından herkesi düşündürürken, Benedek Fliegauf bizlere böylesi bir durumun yaratabileceği çarpıklıklarla yüzleştiriyor.
Film öylesine bir atmosferde geçiyor ki bütün bu ağır konusuna rağmen kendinizi adeta yağışlı bir kış mevsiminde, yazında pek uğranılmayan bir sahil kasabasında yanlız başınıza hissediyorsunuz. Yağmurlu bir günde sıcak içeceğinizle cam kenarında kitap okuma hissi veren görsellerle bezeli film, aniden klonlanmış bir sevgili ve ensest ilişki gibi düşüncelerle suratınıza tokat gibi patlıyor.
Deniz kenarında küçük bir yerde yaşayan Tommy Rebecca ile tanıştığında sadece 9 yaşındadır. Yanlızlığın hakim olduğu bu küçük yerde iki çocuk kısa sürede arkadaş olur ve tüm zamanlarını birlikte geçirmeye başlarlar. Zamanla aralarında masumane bir aşk başlar. İlk aşkın derin etkisi altındaki çocukların yolu Rebecca'nın Japonya'ya taşınmasıyla ayrılır.
Aradan yıllar geçer ve artık iki yetişkin olan Tommy ve Rebecca tekrar aynı kasabada buluştuklarında film halen etkileyici atmosferiyle bir aşk filmi tadında gitmektedir. Ta ki bir kaza sonucu Tommy'nin hayatını kaybetmesine kadar.
Rebecca bu olay üzerine yıllardır kavuşmayı beklediği ilk aşkını kaybetmeye dayanamaz ve Tommy'nin ailesine onu tekrar klonlamak istediğini söyler. Sonrasında ilk aşkına hamile kalan Rebecca, Tommy'i tekrar doğurur. Film bu aşamadan sonra seyirciyi ciddi düşünceler içinde kıvrandırmaya başlar.
Filmde olayın çarpıklığı ve ensest yaklaşımların sade bir şekilde işlenmesi adeta seyirciyi daha da geren bir atmosfer yaratıyor. Bu tuhaf senaryo ve filmin, ileride olası olan insan klonlama gerçeğinin yaratabileceği çarpık durumları ciddi anlamda düşündüren, enteresan bir Avrupa Sineması örneği olduğunu düşünüyorum.
Woody Allen, Diane Keaton, Christopher Walken, Marshall McLuhan, Sigourney Weaver
IMDb: 8.2/10
"Adamın biri psikiyatriste gider ve 'Doktor erkek kardeşim delirdi, kendisini tavuk zannediyor' der. Doktor 'iyi ama onu neden tedavi ettirmiyorsun?' diye sorar. Adam şöle der 'Ettirirdim ama yumurtalarına ihtiyacım var.!'"
Sizlere çekildiği dönemin teknik özellikleri, senaryosu ve kurgusal başarısı ile başyapıtlarından biri olan, Woody Allen klasiği ve döneme ait kült bir film olan Annie Hall'u tanıtmaya çalışacağım.
Woody Allen açısından baktığımızda kendi hayatını kullanarak yaptığı filmlerin en otobiyografik olanı. Annie Hall onun bir New Yorker olarak yaşadığı aşkını ve kadınlarla olan problemlerini, entellektüel sıkışmalarını, Hollywood ve yarattığı endüstriye olan nefretini dışa vurduğu bir başyapıt.
Film ilk çekilip kurgulandıktan sonra Allen ve dostları tarafından korkunç bulunur. Akabinde kurgu odasına giren Allen, filmi tekrar keser biçer, hatta ek sahneler çeker ve daha çok Hollywood sosyal taşlaması içerdiği söylenen filmi Alvy Singer (Woody Allen) ve Annie Hall (Diane Keaton) aşkı konulu bir filme çevirir.
Bu kurgusal değişimden sonra şekil alan Annie Hall, aşk filmi deyip geçilemeyecek Woody Allen'sal ayrıntılarla bezeli bir dramatik komedi eserine dönüşür. Öyle ki, aşka yaklaşımın bu denli entellektüel bakış açılarıyla kurcalanması, bana Allen gibi çirkin bir adamın seks için tek çare olarak, bu farklı bakış açıları ile topladığı ilgiyi kullanmak olduğu gerçeğini düşündürdü. Benim saptamam bir yana, filmde kendisi de buna benzer özeleştiriler yaparken, nevrotik yapısıyla dalga geçmeyide ihmal etmemiştir.
Annie Hall'ü kült bir film yapan, 1992 yılında Amerika Birleşik Devletleri Kongre Kütüphanesi tarafından "kültürel, tarihi ve estetik olarak önemli" filmler arasına seçilerek ABD Ulusal Film Arşivi'nde muhafaza edilmesine karar verilmesini sağlayan, Woody Allen'ın kendisine olduğu gibi Amerikan Sosyal-Entellektüel hayatına da ince ayrıntılarla bezeli eleştiriler yollama becerisidir.
Teknik açıdan döneminin çok ilerisinde olan filmde, Allen'ın ara sıra kameraya konuşarak seyirciyle dertleşmesi, hatta sinema sırası bekledikleri bir sahnede, arkasında Fellini hakkında atıp tutan figürasyon karakterlere seyircinin önünde ders vermesi ya da aniden yoldan geçen figürasyonu çevirerek sorular sorması dönemsel olarak oldukça sıradışı sinema deneyimleridir.
Filmde kullanılan Flashback teknikleri, Alvy'nin çocukluğundan ve anılarından kesitler verirken birde yukarıda anlattığım Fellini sahnesinde olduğu gibi "varolan an içinde flashback"ler şeklinde veriliyor ki taktire şayandır. Bir başka sahnede Alvy ve Annie birbirlerine kur yaptıkları sırada, konuşmalarının dışında akıllarından geçen düşüncelerin alt yazı olarak geçilmesi ve konuşulanlar ile düşünülenler arasındaki tezatın bu espirili yolla anlatılması halen anımsadığımda beni gülümsetiyor.
Woody Allen'ın birçok filminde kendisini anlattığı nevrotik erkek karakterin, ilişkileri kırıp atan komik ve kadınsı yapısı, aslına bakarsanız bu filmle birlikte, romantik komedi türüne farklı bir bakış açısı getirmiştir. Adeta seyirci çok sevdiği mutlu sondanda, çok ağladığı mutsuz sondanda kendiliğinden vazgeçer. İzlediği apayrı bir bakış açısıdır zaten; Avrupalı nevrotik bir entellektüel gibi düşünen, New Yorker Woody Allen bakış açısı.
Bu bağlamda 70'li yıllardan günümüz sinemasına kadar, en tanınmış olanları "When Harry Met Sally" ve "Eternal Sunshine of the Spotless Mind" olmak üzere birçok ilişki temalı filmin ilham kaynağı ve çıkış noktası olduğu söylenen film, her Allen filminde olduğu gibi ancak ve ancak sinemasever kişilerin görebileceği ayrıntılarla dolu bir başyapıttır.
Filmde Alvy Singer isminde ünlü bir New York komedyeni ile pek kendine güveni olmayan şarkıcı olma hevesindeki genç kadın Annie Hall'un aşk hikayesi konu alınırken Woody Allen’ın kadın-erkek ilişkilerine olan karamsar önyargısı her sahnede karşınıza çıkacaktır. Artık Allen filmlerinin klasik duruşu gibi olan bu karamsar bakış açısı ve dramatik mizah anlayışı şayet size hitap ediyorsa bu film kaçırılmaması gereken bir aşk dramasıdır.
"İlişkilerin sonunda yumurta ihtiyacından öteye gidemeyeceği" gibi karamsar bir gözle bakmıyorsanız hayata, kendinize başka bir film seçmelisiniz derim...!!
Yönetmen: Tim Burton Senaryo:
John August, Tim Burton Yapım: ABD Yıl: 2012 Tür: Animasyon
,
Komedi
,
Korku
, Dram
Seslendirme: Charlie Tahan, Winona Ryder, Martin Landau, Martin Short
IMDb: 7.0/10
"Bir Tim Burton filmi inceleyeceğiz" dediğim zaman yazının içinde en çok kullanılacak kelimeleri kolayca tahmin edersiniz; Karanlık, Gotik, Tuhaf, Garip, Etkileyici, Çarpıcı, Sanatsal...
Frankenweenie filmini tanıtmaya favori kelimelerimizin üçüncüsü olan "Tuhaf" ile başlıyoruz. Bu güne kadar izlediğiniz en Tuhaf Frankenstein temalı filmi izleyeceğiniz konusunda sizlere garanti veriyorum.
Tim Burton Filmin Karakter Modelleriyle (2011)
Aslına bakarsanız Tim Burton dendiğinde aklımıza gelmesi gereken bir kelime de "Stop-motion"dır. Model animasyon tekniğinin dünyadaki en önde gelen ismi olan Burton, bana kalırsa bu tekniğe modern sinema için hayat veren isimdirde. Burton'ın karanlık sanatsal bakış açısı ile stop-motion tekniği birleştiğinde adeta gotik bir masal ortamı ekranı sarar.
Tim Burton karakterlerinin insani yönlerini asla kaybetmeyen fakat aslında hiç de gerçekci gözükmeyen abartılı yapısı ve atmosferin normal dışılığına rağmen seyircinin adaptasyonu, anlatım dilinin masalsılığındandır.
Frankenweenie filminde ise Burton'ın çokca kullandığı gotik-masalsı dil pek kulanılmamış olsa da karanlık bakış açısı ve garip sinemasal yaklaşımıyla sonuç her zaman ki gibi tuhaf ve başarılı olmuş.
Burton 1984 yılında çektiği ve Barret Oliver, Daniel Stern ve Shelley Duvall gibi isimlerin rol aldığı aynı isimli kısa filmi, 2012 yılında stop motion animasyon tekniğiyle tekrar karşımıza çıkarıyor.
Filmde çok sevdiği köpeğini ani bir olay sonucu kaybeden bir çocuğun onu tekrar hayata döndürme hikayesi ve bu çabası sırasında yaşadığı küçük kasabada olan bazı olaylar anlatılıyor. Victor isimli başkahramanımız bu pek de realistik olmayan isteğini gerçekleştirip hayata dönen köpeğini diğer insanlardan saklamaya çabalarken, aslında bütün kasabayı karıştıracak bir iş başardığının henüz farkında değildir...
Fikir babası, yönetmeni ve yapımcısı Tim Burton olan projenin senaryosu
ise John August'a ait. Siyah-beyaz ve 3 boyutlu olarak çekilen filmin
orijinal seslendirme kadrosunda Winona Ryder, Martin Short, Catherine
O’Hara, Martin Landau, Charlie Tahan gibi isimler yer alıyor.
Animasyon türünde yaptığım nadir tavsiyelerden biri olan film, Tim Burton'ın kanaat notunu da göz önünde bulundurursak, IMDb'den 7.0/10 gibi yüksek bir puan almış, izlenmeye değer bir stop motion yapım..