En Son Yayınlananlar:

Kült etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kült etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Kasım 2014 Pazar

Oldboy / İhtiyar Delikanlı



Oldeuboi / Oldboy/ İhtiyar Delikanlı
Yönetmen: Chan- Wook Park
Senaryo: Garon Tsuchiya, Nobuaki Minegishi, Chan- Wook Park, Chun Hyeong Lim, Jo -Yun Hwang
Yapım Yılı: 2003
Ülke: Kore
Tür, Drama, Mistik,Gerilim, Kült
IMDb: 8.4
Oyuncular: Min-sik Choi, Ji-tae Yu, Hye-jeong Kang
 +18 sahneler içermektedir…




Eskilerden, tekrar tekrar izlenebilen, aşırı rahatsız edici, ironiktir; bir o kadar da muazzam bir filmden bahsetmek istiyorum size:
Oldeuboi /Oldboy

2004 yılında Cannes Film Festivali'nde Jüri özel ödülü alan bu film, gerçekten hassas bünyeler için sarsıcı olabilir.
IMDb top 250'de 70. sırada yer alan uzak doğu sinemasının bu  kült eserini izlememek bir kayıp, izlemekse ciddi bir tokat yemeye hazırlanmakla eşdeğer.


Filmin açılışında, kahramanımız Oh Dae Su ile bir karakolda sarhoş vaziyette iken tanışıyoruz. Kendisini gördüğümüz ilk anlarda, ileri derecede sarhoş oluşuna ve karakoldakilere kızına aldığı doğum günü hediyesini neşeyle gösterişine şahit oluyoruz.
Adının anlamının ''insanlarla iyi geçinen'' olduğunu söylüyor ve ortalığı birbirine katıyor. Arkadaşı tarafından karakoldan kurtarıldıktan sonra yaptığı ilk iş, bir telefon kulübesinden o gün doğum günü olan küçük kızını arayıp kutlamak ve birazdan hediyesi ile birlikte evde olacağını müjdelemek oluyor.
Ancak, ne yazık ki bu sözünü tutması mümkün olmuyor.


Kimliği belirsiz kişilerce kaçırılan Oh Dae Su'yu bir daha görebildiğimizde, 15 yıl boyunca tutsak edileceği odada neler olduğunu anlamaya çalışıyor.

Kahramanımız da bizler gibi, orada neden alıkonulduğunu, bunun ne kadar süreceğini bilemiyor.. Gazlarla uyutuluyor, yemeği veriliyor, odası temizleniyor..
Ama o, neden tutsak olduğunu bilmiyor!
Onu kimin orada tuttuğunu bilmiyor!
Bir yıl geçtiğinde; odasındaki televizyondan karısının korkunç bir cinayete kurban gittiğini ve kendisinin de en büyük şüpheli olduğunu öğreniyor...
Cinayeti onu tutsak edenlerin işlediğine kanaat getirdiğinden, intikam yemini ediyor.
Çıplak yumruklarıyla duvarları döverek idman yapan Oh Dae Su; fiziken oldukça güçleniyor.

15 yıl sonra bir gün aniden serbest kalıyor. Bir hipnoz uzmanı tarafından hipnotize edildikten sonra; kendisini tutsak edenler, aniden bırakıveriyorlar esirlerini...


Öykünün bundan sonraki kısmını anlatmak uygun düşmez, zaten asıl hikaye burada başlıyor.
İnce ince işlenmiş bir intikam hikayesi, hatta dinlediğim en sert intikam hikayesi diyebilirim.

İzleyici olarak ağır bir psikolojik şiddete maruz kalıyoruz aslında..
Ağır sahneler tahammül eşiğimizi zorluyor.
Hikayenin tahmin edilemeyen sonuna doğru ilerlerken sinirlerimiz bol bol geriliyor.
Pür kötülüğün, hain planların, oynanan oyunların ve harcanan emeğin büyüklüğünden başımız dönüyor.
Kahramanların acıları o kadar gerçek yansıtılıyor ki, yüzümüz gözümüz buruşmadan, midemiz büzüşmeden ekran karşısında oturmakta zorlanıyoruz..


''İntikam'', ''ceza'', ''aşk'' kavramlarına yeniden bakıyoruz,
Belki de hayatımız boyunca bakmayı akıl dahi edemeyeceğimiz yerlerden bakıyoruz..
Şu an hatırlamadığımız birilerinin hayatında ne büyük izler bırakmış olabileceğimizi ve bundan bihaber yaşadığımızı düşünüyoruz.
Bugün hiç hatırlamadığımız birilerinin yaşam çizgilerinde önemli bir kırılmayız belki de..
Çok kızdığımız bir insana acıya bileceğimiz, onun acısıyla empati yapabileceğimiz gerçeğiyle bir kez daha yüzleşiyoruz.


Hayatta anlayamaya bileceğimiz şeylerin de olduğunu fark ediyor;
insan doğasının, aşkın ve cinselliğin uzanabileceği uç noktaları düşünerek ürperiyoruz.
Bizlere iğrenç ve kabul edilemez gelen her şeyin;
ensestin, bir ahtapotu çiğ çiğ yemenin, insanlara ağır şiddet uygulamanın bir yerlerde birileri tarafından yaşanageldiğini idrak edip aklımızın sınırlarında geziniyoruz.

Aklımda kalan en vurucu cümle; '' Bir hayvandan daha aşağıda bile olsam, benim de yaşamaya hakkım yok mu? ''

Yazı:
Aurea Lux



Fragman:



Oldeuboi / Oldboy/ İhtiyar Delikanlı
(Türkçe Altyazılı Tek Parça Full Hd İzle)
Oldeuboi / Oldboy/ İhtiyar Delikanlı
(Türkçe Dublaj Tek Parça Full Hd İzle)

22 Kasım 2014 Cumartesi

Breakfast at Tiffany's



Breakfast at Tiffany's
Çılgınlar Kraliçesi / Tiffany'de Kahvaltı
Yönetmen: Blake Edwards
Eser: Truman Capote
Senaryo: George Axelrod
Yapım yılı: 1961
Ülke: ABD
Tür: Romantik Komedi, Klasik, Kült
IMDb: 7.8
Oyuncular: Audrey Hepburn, George Peppard, Patricia Neal, Buddy Ebsen




Breakfast at Tiffany's /Tiffany'de Kahvaltı; çağdaş Amerikan edebiyatının en önemli yazarlarından ve en renkli kişiliklerinden olan Truman Capote'un kısa romanından uyarlanmış bir klasik.

Truman Capote mutsuz geçen çocukluğunun kötü izlerini, içinin zehrini, yazarak aşmaya çalışmış bir yazar. Eserlerinde yalnızlık, bir yere ait olma arzusu, zamanı durdurup çocuk kalma arzusu temalarına rastlayabiliriz. Capote'un kahramanları da, biraz kendisi gibidir. Çemberin hem içinde, hem dışında insanlar...

Çocukken yaşadığı tüm yalnızlığı ve mutsuzluğu, yazma yeteneğine sığınarak bertaraf etmeye çalışan Capote; ilk kitabı ''Başka Sesler, Başka Odalar'' ın ardından büyük bir üne kavuşmuş. New York sosyetesi onu tüm havalı partilerinde görmek istemiş. Capote, New York'un gösterişli ve pırıltılı dünyasında epeyce eğlenmiş ve gözlem yapma fırsatı bulmuş.

'' Tiffany'de Kahvaltı'' yazarın bu gözlemlerinden büyük izler taşıyan bir eser: kahramanlarının kalabalık içindeki yalnızlıklarıyla, büyük şehirde ''yırtmaya, tutunmaya'' çalışmalarıyla...


Baş kahramanımız ''Holly'' yaratıcısı Capote'a oldukça benzemektedir aslında. Sevimli, eğlenceli ve aidiyet hissini bir türlü yakalayamayan; kalabalıklar içerisinde eğlenceli yüzüyle yer edinmeye çalışan taşralı bir çocuk...

Açılış sahnesinde Holly'yi tüm zerafetiyle ünlü mücevher mağazası Tiffany's in vitrinine bakarak kahve ve kruvasandan oluşan kahvaltısını yaparken görürüz. Burası onun kendini güvende hissettiği, ne zaman üzgün olsa gelip sığındığı parıltılı ve ihtişamlı korunağıdır.

Evine dönüp uyku gözlükleriyle daldığı gündüz uykusundan yeni üst komşusu Paul Varjak tarafından uyandırılır. Paul Varjak hikayemizin bir diğer ''tutunamayanı'', deneyimsiz bir yazardır. Holly ile ilk andan itibaren sıcak bir dostluk kurarlar. Holly; Paul ona erkek kardeşini anımsattığı için onun adı olan ''Fred'' şeklinde hitap etmeyi tercih edecektir.


Holly romanda bir telekız olarak betimlenmişken, filme bu aktarılmamış, yaşamını zengin dostlarını tırtıklayarak idame ettiren eğlenceli, havai, saf ve gözde bir parti kızı resmedilmiştir. Paul ise romanda da, filmde de, jigololuk yapan, sadece tek bir kitabı olan bir yazar olarak betimlenmiştir.

Film hiçbir yere ve hiç kimseye ait olamayan, kişisel çıkarlarını, hayatta kalma çabalarını kalplerinin sesinin önüne koymuş kahramanlarımızın incecik bir zerafetle ve hayatın akışında doğal bir yavaşlıkla birbirlerine tutunmalarını anlatıyor.


Holly evine eşya almayan, kedisine bir isim koymayan bir kadın. Bağsız ve özgür olmak istiyor, hem de umutsuzca bir yere yerleşmek, bir şeylere ait olmak isterken. O kadar zarif ve sevimli ki; canını yaktığı insanlar ona kızamıyorlar. Biz de seyirci gözüyle onun tüm vahşi tavırlarını, sinsi planlarını hoş görüyoruz.

Audrey Hepburn dillere destan zerafeti ve mükemmel oyunculuğuyla Holly'nin neşeli yüzünün gerisinde yatan hüznü ustaca aktarıyor bizlere.

Pembe Panter serisinin unutulmaz yönetmeni Blake Edwards, eseri beyazperdeye aktarırken bir parça daha muhafazakarlaştırmakla birlikte, sinema tarihinin en sevilen kült eserlerinden birini yaratmış.

Bu filmle beraber Holly karakteri ve karaktere hayat veren Audrey Hepburn ikonlaşmış, ölümsüzleşmiştir. Holly'nin sigarasıyla verdiği unutulmaz pozunu dünyanın her yerinde duvarlarda tablo, poster, defterlere kapak, çantalara baskı şeklinde görmekteyiz.


'Tiffany'de Kahvaltı' filmi, kısa romanını gölgede bırakacak kadar efsanevi bir eser. İkisinin de yeri ayrı bana kalırsa. Biraz daha karanlık bir taraftan bakmak isterseniz kitabı okumanızı, filmi de muhakkak izlemenizi tavsiye ederim.

Ben, canım sıkıldıkça ''Tiffany'de kahvaltı'' yapmaya gidemesem de; ''Tiffany'de Kahvaltı'' yı izlerim :) Çok katmanlı ve derin bir öyküyü anlatmasına rağmen, insanın omuzlarından dökülen sıcacık bir şal gibi saran büyülü bir havası vardır. Pek çok insanın defalarca izlemekten bıkmadığı bu filmin sırrı biraz da bundan ileri gelmektedir.


60' lar New York'un da sahici kahramanların, mutlak iyi olmayan iki insanın hikayesine dalıp gitmek, her zaman iyi gelir insana.

Belki de, bizler de kusursuz olmadığımızdan. Belki de dış dünyaya umursamaz, cool, eğlenceli gösterdiğimiz kabuklarımızın içinde aidiyet hissini yakalamayı umutsuzca isteyen ve de bundan deli gibi korkan incinmeye açık yumuşak taraflarımız olduğundan...



Aşk vardır ve aşk herkes için vardır. Masallarda betimlenen pür saflıkta prensesler; daimi centilmen prensler olmasak da...Geçmiş can kırıklıklarımız yüzümüze birer umursamazlık peçesi; kalbimize taştan bariyerler olarak oturmuş olsa da. Birer beceriksiz, birer tutunamayan olsak da, aşk vardır. Ve aşk, görkemli, ışıl ışıl bir mücevher mağazasında gezintiye çıkmak kadar özeldir.

Bunu hatırlamak istediğinizde, şifa niyetine bir doz ''Tiffany' de Kahvaltı '' izleyin. İlaç gibi gelecektir..


Yazı:




Fragman:





Breakfast at Tiffany's / Çılgınlar Kraliçesi / Tiffany'de Kahvaltı
(Türkçe Altyazılı Tek Parça Full hd izle)

7 Temmuz 2013 Pazar

Annie Hall

Annie Hall
Yıl: 1977
Yapım: ABD 
Yönetmen: Woody Allen
Sinematografi: Gordon Willis
Senaryo: Marshall Brickman, Woody Allen
Tür: Dramatik Komedi, Romantik Komedi, Dram
Oyuncular:
Woody Allen, Diane Keaton, Christopher Walken, Marshall McLuhan, Sigourney Weaver
  IMDb: 8.2/10



"Adamın biri psikiyatriste gider ve 'Doktor erkek kardeşim delirdi, kendisini tavuk zannediyor' der. Doktor 'iyi ama onu neden tedavi ettirmiyorsun?' diye sorar. Adam şöle der 'Ettirirdim ama yumurtalarına ihtiyacım var.!'" 

Sizlere çekildiği dönemin teknik özellikleri, senaryosu ve kurgusal başarısı ile başyapıtlarından biri olan, Woody Allen klasiği ve döneme ait kült bir film olan Annie Hall'u tanıtmaya çalışacağım.

Woody Allen açısından baktığımızda kendi hayatını kullanarak yaptığı filmlerin en otobiyografik olanı. Annie Hall onun bir New Yorker olarak yaşadığı aşkını ve kadınlarla olan problemlerini, entellektüel sıkışmalarını, Hollywood ve yarattığı endüstriye olan nefretini dışa vurduğu bir başyapıt.




Film ilk çekilip kurgulandıktan sonra Allen ve dostları tarafından korkunç bulunur. Akabinde kurgu odasına giren Allen, filmi tekrar keser biçer, hatta ek sahneler çeker ve daha çok Hollywood sosyal taşlaması içerdiği söylenen filmi Alvy Singer (Woody Allen) ve Annie Hall (Diane Keaton) aşkı konulu bir filme çevirir.

Bu kurgusal değişimden sonra şekil alan Annie Hall, aşk filmi deyip geçilemeyecek Woody Allen'sal ayrıntılarla bezeli bir dramatik komedi eserine dönüşür. Öyle ki, aşka yaklaşımın bu denli entellektüel bakış açılarıyla kurcalanması, bana Allen gibi çirkin bir adamın seks için tek çare olarak, bu farklı bakış açıları ile topladığı ilgiyi kullanmak olduğu gerçeğini düşündürdü. Benim saptamam bir yana, filmde kendisi de buna benzer özeleştiriler yaparken, nevrotik yapısıyla dalga geçmeyide ihmal etmemiştir.


Annie Hall'ü kült bir film yapan, 1992 yılında Amerika Birleşik Devletleri Kongre Kütüphanesi tarafından "kültürel, tarihi ve estetik olarak önemli" filmler arasına seçilerek ABD Ulusal Film Arşivi'nde muhafaza edilmesine karar verilmesini sağlayan, Woody Allen'ın kendisine olduğu gibi Amerikan Sosyal-Entellektüel hayatına da ince ayrıntılarla bezeli eleştiriler yollama becerisidir.

Teknik açıdan döneminin çok ilerisinde olan filmde, Allen'ın ara sıra kameraya konuşarak seyirciyle dertleşmesi, hatta sinema sırası bekledikleri bir sahnede, arkasında Fellini hakkında atıp tutan  figürasyon karakterlere seyircinin önünde ders vermesi ya da aniden yoldan geçen figürasyonu çevirerek sorular sorması dönemsel olarak oldukça sıradışı sinema deneyimleridir. 

Filmde kullanılan Flashback teknikleri, Alvy'nin çocukluğundan ve anılarından kesitler verirken birde yukarıda anlattığım Fellini sahnesinde olduğu gibi "varolan an içinde flashback"ler şeklinde veriliyor ki taktire şayandır. Bir başka sahnede Alvy ve Annie birbirlerine kur yaptıkları sırada, konuşmalarının dışında akıllarından geçen düşüncelerin alt yazı olarak geçilmesi ve konuşulanlar ile düşünülenler arasındaki tezatın bu espirili yolla anlatılması halen anımsadığımda beni gülümsetiyor.


Woody Allen'ın birçok filminde kendisini anlattığı nevrotik erkek karakterin, ilişkileri kırıp atan komik ve kadınsı yapısı, aslına bakarsanız bu filmle birlikte, romantik komedi türüne farklı bir bakış açısı getirmiştir. Adeta seyirci çok sevdiği mutlu sondanda, çok ağladığı mutsuz sondanda kendiliğinden vazgeçer. İzlediği apayrı bir bakış açısıdır zaten; Avrupalı nevrotik bir entellektüel gibi düşünen, New Yorker Woody Allen bakış açısı.

Bu bağlamda 70'li yıllardan günümüz sinemasına kadar, en tanınmış olanları "When Harry Met Sally" ve "Eternal Sunshine of the Spotless Mind" olmak üzere birçok ilişki temalı filmin ilham kaynağı ve çıkış noktası olduğu söylenen film, her Allen filminde olduğu gibi ancak ve ancak sinemasever kişilerin görebileceği ayrıntılarla dolu bir başyapıttır.


Filmde Alvy Singer isminde ünlü bir New York komedyeni ile pek kendine güveni olmayan şarkıcı olma hevesindeki genç kadın Annie Hall'un aşk hikayesi konu alınırken Woody Allen’ın kadın-erkek ilişkilerine olan karamsar önyargısı her sahnede karşınıza çıkacaktır. Artık Allen filmlerinin klasik duruşu gibi olan bu karamsar bakış açısı ve dramatik mizah anlayışı şayet size hitap ediyorsa bu film kaçırılmaması gereken bir aşk dramasıdır.

"İlişkilerin sonunda yumurta ihtiyacından öteye gidemeyeceği" gibi karamsar bir gözle bakmıyorsanız hayata, kendinize başka bir film seçmelisiniz derim...!!

Yazı: OvErUyUz

FRAGMAN



Annie Hall 
(Türkçe Dublaj Tek Parça Full Hd izle)

4 Temmuz 2013 Perşembe

Natural Born Killers

 Katil Doğanlar (İngilizce özgün adı: Natural Born Killers)
 Yapım: 1994
IMDb: 7.2
Ülke:ABD
Yönetmen: Oliver Stone
Senaryo: Quentin Tarantino
Oyuncular:
Woody Harrelson, Juliette Lewis


  Seri Katiller ve Sinemadaki Yansımaları [bknz.] isimli kapsamlı incelememizin içinde var olan bazı film tanıtımlarını ayrıca yayınlıyoruz. İncelemenin içinde sadece tanıtılar ve esinlenilen seri katil profilleri varken, burada filmi izleme şansınız da olacak.. 

Oliver Stone tarafından yönetilmiş ve başrollerinde Juliette Lewis ve Woody Harrelson'ın oynadığı bir film... Rodney Dangerfield, Robert Downey Jr., Tom Sizemore ve Tommy Lee Jones yardımcı karakterleri canlandırmışlardır. Film iki katilin hikâyesini anlatmaktadır.


Mallory (Juliette Lewis) kendisine cinsel tacizde bulunmuş babası (Rodney Dangerfield), annesi ve hiç geçinemediği küçük kardeşi Kevin ile yaşamaktadır. Bir gün Mickey Knox (Woody Harrelson) isimli bir adam onların evlerine et getirirken, Mallory ile karşılaşır ve ona karşı kendisinde birşeyler hisseder.

Aynı gün ikili Mallory'nin babasının arabasını çalıp giderler. Bu sebepten Mickey hapse girer fakat oradan kaçar. Kaçınca hemen Mallory'nin yanına gelir. İkili bir anda kendilerini kaybeder.



Mallory babasını ve annesini öldürür fakat kardeşini sağ bırakır. Babasını ve annesini öldüren Mallory kendisinde bir rahatlık hisseder, sanki öldürmek ona kendisini daha iyi hissettirmeyi başarmıştır. Ve sevgilisi Mickey'ye de öyle. 

Fena halde aşık olan ikili daha sonra ardı arası kesilmeyen cinayetlere başlar. 666 nolu otoparkta öylesine hiç bir öldürme sebepleri olmadan, yoldan geçeni ve kendilerini küçücük bir haksızlık yapanları bile öldürülürler. Ancak öldürdükleri insanların arasında mutlaka bir kişiyi serbest bırakırlar ki, Mickey ile Mallory hikâyesini tüm dünyaya anlatsın...

  
Bu hikayenin dışında film, sosyal içerikli bir çok mesaj içermekte. Şiddet satmayı seven Amerikan medyası ve onun yozlaştırdığı şiddet bağımlısı değerlerini büyük ölçüde yitirmiş Amerikan aile yapısına sonuna kadar karşıt bir duruş sergileyen kült bir filmdir.

FRAGMAN



Natural Born Killers , Katil Doğanlar
(Türkçe Dublaj Tek Parça Full izle)
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...