En Son Yayınlananlar:

Aurea Lux etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Aurea Lux etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Aralık 2014 Perşembe

The Dreamers / Düşler, Tutkular ve Suçlar


The Dreamers / Düşler, Tutkular ve Suçlar
Yapım Yılı: 2003
Ülke: Fransa, İngiltere, İtalya
Tür: Drama, Romantik
Yönetmen: Bernardo Bertolucci
Senaryo: Gilbert Adair
IMDb: 7.1
Oyuncular: Micheal Pitt, Eva Green, Louis Garrel

+18 sahneler içermektedir…



Bazı filmler oyunculuğun yükseldiği filmlerdir, bazı filmler senaryonun.. Bazı filmler de, yönetmenin eseridir; geri kalan her şey, güzel de olsa yönetmenin kendine övgüsünün yanında biraz sönük kalır.

Ünlü yönetmen Bernardo Bertolucci'nin '' The Dreamers'' ı da bu filmlerden...
Bertolucci, bireyler üzerinden toplumları ve toplumsal olayları sorgulamayı seven bir yönetmen. Karakterleri muazzam güzellikte fotografik kareler içerisinde resmederken, uzun sorgulamalar yaşayan karakterler...


Gençliğinde sosyalist harekette yer alan İtalyan yönetmenin, devrimin her zaman aşkla kol kola ilerlediği inancına ve kişisel devrimini yapamamış bireylerin toplumsal devrimler yapamayacağı görüşüne sahip biri izlenimi verdiğini söylemekte beis yok sanırım.

Kadın erkek ilişkilerine de devrimsel gözle bakan yönetmen, genelde bizlere toplumun kabul sınırlarını zorlayacak aşk ilişkilerinden bahsetmeyi seviyor. Aşka, cinselliğe ve tutkuya değişik noktalardan bakmamızı ve algımızı sarsmayı başarıyor. Bireylerin erginleşmesi, olgunlaşması ve bunu yaparken yaşadıkları sorgulamalar sevdiği konular... 

İncelikli prodüksiyon tasarımcılığı, muazzam kareleri ile Bertolucci filmleri görselliğin ihtişamla kullanıldığı eserler. Cinsellik sosunu erotizm boyutunda kullanmayı seven Bertolucci'nin ''The Dreamers''i de, tam bir Bertolucci filmi. Erotizmin sinemaya en güzel yansımalarından ''Paris'te Son Tango'' nun yönetmeni, yine Paris'te ve cinsel gerilimi üst düzey anlattığı bir esere imza atmış..


1968 baharında, Fransa'da, bütün dünyayı etkileyecek öğrenci hareketlerinin fitili yavaştan yakılırken; Matthew adında Amerikalı bir öğrenci Paris'e gelir. Entelektüel merakları ve sinema sevgisinden dolayı Paris'in sosyalist öğrencilerinin toplanma merkezi olan Sinamatek'e sık sık gitmeye başlar. Burada birbirlerine aşırı derecede bağlı ikiz kardeşler İsabelle ve Theo ile tanışır.
İsabelle ve Theo'nun ebeveynlerinin uzun bir tatile gitmesiyle beraber Matthew, kardeşlerin yanına taşınır. Üç genci birleştiren en önemli nokta sinemaya duydukları aşktır. Bütün dünyayı saran özgürlük hareketini,sanatı, aşkı, cinselliği, politikayı ve büyüme sancılarını beraber sorgularlar.
İki kardeşin olağan olmayan yakınlığı ve bir yabancıyı ilişkilerine dahil ediş şekilleri, fonda 68 öğrenci hareketi ağır aksak işlenirken ele alınır..


Yönetmen, sevdiği biçimde  film boyunca tabularımızla oynuyor. İki kardeşin ilişkisinin ''ensest'' olup olmadığı konusunda derin derin düşünüyoruz.
Üç arkadaşın cinsellik içeren oyunları oldukça açık şekilde gösteriliyor bizlere. Bazı eleştirmenlerden ''erotik değil, pornografik bir film '' yorumu almış da olsa, katılmadığım bir görüş bu.

Film boyunca sinema tarihinin kült filmlerinden sahne alıntıları yapan Bertolucci,  üstadlara saygı duruşunda bulunuyor. Bu geçişlerin filmin cinsellik içeren sahnelerinden daha etkileyici olduğunu söyleyebilirim. Sokaktaki isyan biraz eksik ve fon rengi gibi kalmış olsa da, yönetmenin amacına uygun dozda kullanılmış. Soundtrack; Jimi Hendrix'ten The Doors'a aşık olduğumuz şarkılara yer veriyor ve çok etkileyici.


Eve Green bence muhteşem güzellikte ve filmin görsel büyüsüne hatrı yadsınamaz bir katkıda bulunuyor.
Haziran 2013'ünü İstanbul'da yaşamış olanların filmden ayrı bir lezzet alacağını da söyleyebilirim ayrıca.

Ezcümle, ''The Dreamers'' muhakkak izlenmesi gereken bir film. Gündelik hayattan kopup 68' kuşağından üç genci cinsel devrimlerini yaparken gözlemlemek; topluma, toplumun dayattığı ahlaki kurallara, aşka ve sekse alışık olmadığımız yerlerden bakmak için birebir...

Yazı: 


Fragman

The Dreamers/ Düşler, Tutkular ve Suçlar
(Türkçe Dublaj Tek Part Full Hd İzle)

The Dreamers/ Düşler, Tutkular ve Suçlar
(Türkçe Altyazılı Full Hd İzle)
Part I

Part II

30 Kasım 2014 Pazar

Oldboy / İhtiyar Delikanlı



Oldeuboi / Oldboy/ İhtiyar Delikanlı
Yönetmen: Chan- Wook Park
Senaryo: Garon Tsuchiya, Nobuaki Minegishi, Chan- Wook Park, Chun Hyeong Lim, Jo -Yun Hwang
Yapım Yılı: 2003
Ülke: Kore
Tür, Drama, Mistik,Gerilim, Kült
IMDb: 8.4
Oyuncular: Min-sik Choi, Ji-tae Yu, Hye-jeong Kang
 +18 sahneler içermektedir…




Eskilerden, tekrar tekrar izlenebilen, aşırı rahatsız edici, ironiktir; bir o kadar da muazzam bir filmden bahsetmek istiyorum size:
Oldeuboi /Oldboy

2004 yılında Cannes Film Festivali'nde Jüri özel ödülü alan bu film, gerçekten hassas bünyeler için sarsıcı olabilir.
IMDb top 250'de 70. sırada yer alan uzak doğu sinemasının bu  kült eserini izlememek bir kayıp, izlemekse ciddi bir tokat yemeye hazırlanmakla eşdeğer.


Filmin açılışında, kahramanımız Oh Dae Su ile bir karakolda sarhoş vaziyette iken tanışıyoruz. Kendisini gördüğümüz ilk anlarda, ileri derecede sarhoş oluşuna ve karakoldakilere kızına aldığı doğum günü hediyesini neşeyle gösterişine şahit oluyoruz.
Adının anlamının ''insanlarla iyi geçinen'' olduğunu söylüyor ve ortalığı birbirine katıyor. Arkadaşı tarafından karakoldan kurtarıldıktan sonra yaptığı ilk iş, bir telefon kulübesinden o gün doğum günü olan küçük kızını arayıp kutlamak ve birazdan hediyesi ile birlikte evde olacağını müjdelemek oluyor.
Ancak, ne yazık ki bu sözünü tutması mümkün olmuyor.


Kimliği belirsiz kişilerce kaçırılan Oh Dae Su'yu bir daha görebildiğimizde, 15 yıl boyunca tutsak edileceği odada neler olduğunu anlamaya çalışıyor.

Kahramanımız da bizler gibi, orada neden alıkonulduğunu, bunun ne kadar süreceğini bilemiyor.. Gazlarla uyutuluyor, yemeği veriliyor, odası temizleniyor..
Ama o, neden tutsak olduğunu bilmiyor!
Onu kimin orada tuttuğunu bilmiyor!
Bir yıl geçtiğinde; odasındaki televizyondan karısının korkunç bir cinayete kurban gittiğini ve kendisinin de en büyük şüpheli olduğunu öğreniyor...
Cinayeti onu tutsak edenlerin işlediğine kanaat getirdiğinden, intikam yemini ediyor.
Çıplak yumruklarıyla duvarları döverek idman yapan Oh Dae Su; fiziken oldukça güçleniyor.

15 yıl sonra bir gün aniden serbest kalıyor. Bir hipnoz uzmanı tarafından hipnotize edildikten sonra; kendisini tutsak edenler, aniden bırakıveriyorlar esirlerini...


Öykünün bundan sonraki kısmını anlatmak uygun düşmez, zaten asıl hikaye burada başlıyor.
İnce ince işlenmiş bir intikam hikayesi, hatta dinlediğim en sert intikam hikayesi diyebilirim.

İzleyici olarak ağır bir psikolojik şiddete maruz kalıyoruz aslında..
Ağır sahneler tahammül eşiğimizi zorluyor.
Hikayenin tahmin edilemeyen sonuna doğru ilerlerken sinirlerimiz bol bol geriliyor.
Pür kötülüğün, hain planların, oynanan oyunların ve harcanan emeğin büyüklüğünden başımız dönüyor.
Kahramanların acıları o kadar gerçek yansıtılıyor ki, yüzümüz gözümüz buruşmadan, midemiz büzüşmeden ekran karşısında oturmakta zorlanıyoruz..


''İntikam'', ''ceza'', ''aşk'' kavramlarına yeniden bakıyoruz,
Belki de hayatımız boyunca bakmayı akıl dahi edemeyeceğimiz yerlerden bakıyoruz..
Şu an hatırlamadığımız birilerinin hayatında ne büyük izler bırakmış olabileceğimizi ve bundan bihaber yaşadığımızı düşünüyoruz.
Bugün hiç hatırlamadığımız birilerinin yaşam çizgilerinde önemli bir kırılmayız belki de..
Çok kızdığımız bir insana acıya bileceğimiz, onun acısıyla empati yapabileceğimiz gerçeğiyle bir kez daha yüzleşiyoruz.


Hayatta anlayamaya bileceğimiz şeylerin de olduğunu fark ediyor;
insan doğasının, aşkın ve cinselliğin uzanabileceği uç noktaları düşünerek ürperiyoruz.
Bizlere iğrenç ve kabul edilemez gelen her şeyin;
ensestin, bir ahtapotu çiğ çiğ yemenin, insanlara ağır şiddet uygulamanın bir yerlerde birileri tarafından yaşanageldiğini idrak edip aklımızın sınırlarında geziniyoruz.

Aklımda kalan en vurucu cümle; '' Bir hayvandan daha aşağıda bile olsam, benim de yaşamaya hakkım yok mu? ''

Yazı:
Aurea Lux



Fragman:



Oldeuboi / Oldboy/ İhtiyar Delikanlı
(Türkçe Altyazılı Tek Parça Full Hd İzle)
Oldeuboi / Oldboy/ İhtiyar Delikanlı
(Türkçe Dublaj Tek Parça Full Hd İzle)

26 Kasım 2014 Çarşamba

Maleficent / Malefiz


Maleficent / Malefiz
Yönetmen: Robert Stromberg
Senaryo: Linda Woolverton, Charles Perrault
Yapım Yılı:2014
Ülke: ABD
Tür: Macera, Fantastik, Aile
IMDb: 7.1
Oyuncular: Angelina Jolie, Ella Fanning, Sharlto Copley


Masalları kim sevmez? Hepimiz çocukken masallarla büyüdük, masallara inanma yaşımız geçtikten sonra bile içimizin bir yanı masalları sevmeye devam etmiştir.
Hayatın ağır gerçekliği içinde, insan bir anda ortaya çıkacak perileri, mucizevi çözümleri, bir öpücükle yaşama dönebilmeleri ister bazen..


Disney bilindik çocuk masallarını uyarlamayı senelerdir çok iyi kotarıyor. Grimm kardeşlerin derlediği ''Uyuyan Güzel'' de bunlardan biri. Hikaye bilindik; kral ve kraliçenin güzel kız bebeği dünyaya geldikten sonra verilen büyük şölene herkes davetlidir, kötü peri hariç.
Kötü peri, yani Malefiz, davetli olmadığı halde kutlamaya gelir, ve küçük kızı sonsuz bir uykuyla lanetler. Bu uykudan onu ancak ''gerçek aşkın öpücüğü '' uyandırabilecektir.


Malefiz Disney'in en karanlık kahramanlarından biri. Bu sefer Disney kötü peri Malefiz'e ''hikayeyi bir de benden dinleyin '' deme şansını vermiş. Uyuyan Güzel'in yan karakteri olan Malefiz filmde merkeze alınarak başkahraman olmuş.. Bilindik masalın anlatılmayan öbür yanını izliyoruz..


Perilerin en güçlüsü Malefiz'in çocukluğundan başlıyor hikaye. Siyah kocaman güzel kanatlara sahip Malefiz'in periler ve sihirli yaratıklarla dolu orman krallığındaki yaşamını izliyoruz..
Daha sonraları  kral olacak olan insanoğlu Stefan'la tanışmasını, birbirlerine aşık oluşlarını, Stefan'ın hırslarını ve yollarının ayrılışını görüyoruz.


Hikayeyi böyle izlediğimizde Malefiz'in tarafını tutmamamız imkansız hale geliyor.
Stefan'ın ihaneti karşısındaki acıyı Angelina Jolie o kadar mükemmel yansıtmış ki, ürperiyorsunuz, gözleriniz doluyor izlerken.

Stefan kral olmayı başarmış ve doğan güzel kızı Aurora için büyük bir şölen vermişken Malefiz için intikam vakti de gelmiş oluyor. Uyuyan Güzel masalının bilindik laneti tekrarlanıyor, bu sefer kimse Malefiz'e kızamıyor ancak...


Masallarda iyi-kötü ayrımı genelde çok keskindir. Siyah ve beyazın mücadelesi anlatılagelmiştir.
Disney bu döngüyü güzelce kırmış, film bu bakımdan değerli benim için.
Çok uzun zamandır ''kötü'' yaftası yemiş olan Malefiz'in tarafından baktığımızda, bilindik masalın bütün öğeleri anlam kayması yaşıyorlar. Kral Stefan'ın en yakınındakilere bile sevgi veremeyecek kadar katı hırsına yakından şahit oluyoruz. ''İyi '' perilerin saflıklarının aptallık boyutuna geçişini izliyoruz. Mutlak nefretin anne sevgisine ve şefkatine evrilmesine adım adım tanıklık ediyoruz.Hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığını düşünüyor, duygu karmaşası yaşıyoruz.
''Gerçek aşk'' kavramı da sorgulanıyor hikayede.. Beyaz atlı prens kavramına bile başka bir yerden bakıyoruz.


Malefiz alışıldık Disney masallarından değil. Görsel efektler üst düzeyde kullanılmış. Filmin oldukça karanlık ve gotik bir havası var. Çocuk filmi olarak tanımlanamayacak kadar karanlık bir atmosferde geçiyor. Fantastik severlerin izlemesinde fayda var diye düşünüyorum.


Angelina Jolie muazzam güzelliğini epik bir oyunculukla birleştirerek Malefiz'e can vermiş. Filmin küçük de bir sürprizi var; Brad Pitt ile Angelina Jolie'nin 5 yaşındaki kızları Vivienne Jolie Pitt'i de ufak bir rolde görüyoruz.

Gerçeklikten biraz kopup masallar diyarında şöyle bir gezineyim diyenlere Malefiz'i tavsiye ederim.
''Mutlak iyi '' ve ''mutlak kötü'' kavramlarına inanmayanlar için güzel bir hikaye olmuş.


Yazı:


Fragman:





Maleficent / Malefiz
(Türkçe Altyazılı Tek Parça Full izle)
Maleficent / Malefiz
(Türkçe Dublaj Tek Parça Full izle)

22 Kasım 2014 Cumartesi

Breakfast at Tiffany's



Breakfast at Tiffany's
Çılgınlar Kraliçesi / Tiffany'de Kahvaltı
Yönetmen: Blake Edwards
Eser: Truman Capote
Senaryo: George Axelrod
Yapım yılı: 1961
Ülke: ABD
Tür: Romantik Komedi, Klasik, Kült
IMDb: 7.8
Oyuncular: Audrey Hepburn, George Peppard, Patricia Neal, Buddy Ebsen




Breakfast at Tiffany's /Tiffany'de Kahvaltı; çağdaş Amerikan edebiyatının en önemli yazarlarından ve en renkli kişiliklerinden olan Truman Capote'un kısa romanından uyarlanmış bir klasik.

Truman Capote mutsuz geçen çocukluğunun kötü izlerini, içinin zehrini, yazarak aşmaya çalışmış bir yazar. Eserlerinde yalnızlık, bir yere ait olma arzusu, zamanı durdurup çocuk kalma arzusu temalarına rastlayabiliriz. Capote'un kahramanları da, biraz kendisi gibidir. Çemberin hem içinde, hem dışında insanlar...

Çocukken yaşadığı tüm yalnızlığı ve mutsuzluğu, yazma yeteneğine sığınarak bertaraf etmeye çalışan Capote; ilk kitabı ''Başka Sesler, Başka Odalar'' ın ardından büyük bir üne kavuşmuş. New York sosyetesi onu tüm havalı partilerinde görmek istemiş. Capote, New York'un gösterişli ve pırıltılı dünyasında epeyce eğlenmiş ve gözlem yapma fırsatı bulmuş.

'' Tiffany'de Kahvaltı'' yazarın bu gözlemlerinden büyük izler taşıyan bir eser: kahramanlarının kalabalık içindeki yalnızlıklarıyla, büyük şehirde ''yırtmaya, tutunmaya'' çalışmalarıyla...


Baş kahramanımız ''Holly'' yaratıcısı Capote'a oldukça benzemektedir aslında. Sevimli, eğlenceli ve aidiyet hissini bir türlü yakalayamayan; kalabalıklar içerisinde eğlenceli yüzüyle yer edinmeye çalışan taşralı bir çocuk...

Açılış sahnesinde Holly'yi tüm zerafetiyle ünlü mücevher mağazası Tiffany's in vitrinine bakarak kahve ve kruvasandan oluşan kahvaltısını yaparken görürüz. Burası onun kendini güvende hissettiği, ne zaman üzgün olsa gelip sığındığı parıltılı ve ihtişamlı korunağıdır.

Evine dönüp uyku gözlükleriyle daldığı gündüz uykusundan yeni üst komşusu Paul Varjak tarafından uyandırılır. Paul Varjak hikayemizin bir diğer ''tutunamayanı'', deneyimsiz bir yazardır. Holly ile ilk andan itibaren sıcak bir dostluk kurarlar. Holly; Paul ona erkek kardeşini anımsattığı için onun adı olan ''Fred'' şeklinde hitap etmeyi tercih edecektir.


Holly romanda bir telekız olarak betimlenmişken, filme bu aktarılmamış, yaşamını zengin dostlarını tırtıklayarak idame ettiren eğlenceli, havai, saf ve gözde bir parti kızı resmedilmiştir. Paul ise romanda da, filmde de, jigololuk yapan, sadece tek bir kitabı olan bir yazar olarak betimlenmiştir.

Film hiçbir yere ve hiç kimseye ait olamayan, kişisel çıkarlarını, hayatta kalma çabalarını kalplerinin sesinin önüne koymuş kahramanlarımızın incecik bir zerafetle ve hayatın akışında doğal bir yavaşlıkla birbirlerine tutunmalarını anlatıyor.


Holly evine eşya almayan, kedisine bir isim koymayan bir kadın. Bağsız ve özgür olmak istiyor, hem de umutsuzca bir yere yerleşmek, bir şeylere ait olmak isterken. O kadar zarif ve sevimli ki; canını yaktığı insanlar ona kızamıyorlar. Biz de seyirci gözüyle onun tüm vahşi tavırlarını, sinsi planlarını hoş görüyoruz.

Audrey Hepburn dillere destan zerafeti ve mükemmel oyunculuğuyla Holly'nin neşeli yüzünün gerisinde yatan hüznü ustaca aktarıyor bizlere.

Pembe Panter serisinin unutulmaz yönetmeni Blake Edwards, eseri beyazperdeye aktarırken bir parça daha muhafazakarlaştırmakla birlikte, sinema tarihinin en sevilen kült eserlerinden birini yaratmış.

Bu filmle beraber Holly karakteri ve karaktere hayat veren Audrey Hepburn ikonlaşmış, ölümsüzleşmiştir. Holly'nin sigarasıyla verdiği unutulmaz pozunu dünyanın her yerinde duvarlarda tablo, poster, defterlere kapak, çantalara baskı şeklinde görmekteyiz.


'Tiffany'de Kahvaltı' filmi, kısa romanını gölgede bırakacak kadar efsanevi bir eser. İkisinin de yeri ayrı bana kalırsa. Biraz daha karanlık bir taraftan bakmak isterseniz kitabı okumanızı, filmi de muhakkak izlemenizi tavsiye ederim.

Ben, canım sıkıldıkça ''Tiffany'de kahvaltı'' yapmaya gidemesem de; ''Tiffany'de Kahvaltı'' yı izlerim :) Çok katmanlı ve derin bir öyküyü anlatmasına rağmen, insanın omuzlarından dökülen sıcacık bir şal gibi saran büyülü bir havası vardır. Pek çok insanın defalarca izlemekten bıkmadığı bu filmin sırrı biraz da bundan ileri gelmektedir.


60' lar New York'un da sahici kahramanların, mutlak iyi olmayan iki insanın hikayesine dalıp gitmek, her zaman iyi gelir insana.

Belki de, bizler de kusursuz olmadığımızdan. Belki de dış dünyaya umursamaz, cool, eğlenceli gösterdiğimiz kabuklarımızın içinde aidiyet hissini yakalamayı umutsuzca isteyen ve de bundan deli gibi korkan incinmeye açık yumuşak taraflarımız olduğundan...



Aşk vardır ve aşk herkes için vardır. Masallarda betimlenen pür saflıkta prensesler; daimi centilmen prensler olmasak da...Geçmiş can kırıklıklarımız yüzümüze birer umursamazlık peçesi; kalbimize taştan bariyerler olarak oturmuş olsa da. Birer beceriksiz, birer tutunamayan olsak da, aşk vardır. Ve aşk, görkemli, ışıl ışıl bir mücevher mağazasında gezintiye çıkmak kadar özeldir.

Bunu hatırlamak istediğinizde, şifa niyetine bir doz ''Tiffany' de Kahvaltı '' izleyin. İlaç gibi gelecektir..


Yazı:




Fragman:





Breakfast at Tiffany's / Çılgınlar Kraliçesi / Tiffany'de Kahvaltı
(Türkçe Altyazılı Tek Parça Full hd izle)

26 Ekim 2014 Pazar

The Shining / Cinnet


The Shining / Cinnet
Yönetmen : Stanley Kubrick
Eser: Stephen King
Senaryo : Stanley Kubrick & Diane Johnson
Yapım yılı: 1980
Ülke: ABD
Tür: Gerilim, Korku, Kült
IMDb: 8.5
Oyuncular : Jack Nicholson, Shelley Duvall, Danny Lloyd, Scatman Crothers



İki yetişkin arasındaki gerilimin voltajı ne kadar yüksek olabilir? Bir zamanlar birbirini çok sevmiş bir erkekle bir kadın birbirlerinden ne kadar rahatsız olabilirler? Bir kadın en yakını olan adamdan, aynı yatağı paylaştığı insandan ne kadar korkabilir? İnsan defalarca seviştiği bir bedene zarar vermek isteyebilir mi? Bir aile her şeyden ve herkesten uzaktayken daha mı huzurlu olur yoksa aralarındaki anlaşmazlıklar daha mı belirgin hale gelir?

İnsan yalnız doğan ve yalnız ölen bir varlık. Kendimize yakın hissettiğimiz insanları eş olarak seçiyoruz, seviyoruz, sevişiyoruz, mimiklerinden ruh halini anlamaya, kalbindeki düğümleri bile tek tek sevmeye başlıyoruz. İki kişinin kurduğu birlik muazzam. Elini sevdiğin insanın avucuna bırakıp güvenle yürümek mükemmel.Dünyanın en sevimsiz yolunda yürüsen bile her şey gözüne güzel görünüyor o anlarda. Sevdiğin insanın göğsüne başını koyup da uyuduğun uyku pamuklara sarmalanmışsın gibi dinlendirici, uyanıp da yanıbaşında onu görmek mutluluk.

Peki sevgi korunabilir mi? Ya da göğsüne yattığın adam seni fiziken incitmek için kovalarken hala devam edebilir mi? Kollarınla sardığın kadınla arana ait olduğun toplumun yükleri, işin, işsizliğin, kötü alışkanlıkların girebilir mi?



Bir cinnet, kapalı alan sendromu,sürekli yağan kar? Hangisi?!

Stephen King'in 1977' de yazdığı romanı ''The Shining'' (Ülkemizde 'Medyum' adıyla yayınlanmıştır.) Torrance ailesinin korkunç öyküsünü anlatırken bu soruların cevabını arıyor. Roman, 1980'de Stanley Kubrick tarafından aynı adla sinemaya uyarlandı.

Stanley Kubrick çağımızın en önemli yönetmenlerinden biri. Her filminde yeni çekim teknikleri denemekten kaçınmayan bir reformist. Eserlerini çekerken zamandan tasarruf etmemesi, filmin her ayrıntısıyla detaylı şekilde ilgilenmesiyle meşhur. Ünlü yönetmen, büyük studyoların esiri olmamak için çekeceği filmleri en ince detayına kadar planladıktan sonra anlaşmalar yapmış, böylece özgürce çalışma imkanı bulabilmiş.


Mükemmeliyetçiliğiyle tanınan Kubrick, kafasında canlandırdığı sahneyi perdeye aktarabilmek için en basit sahneleri bile yüzlerce kez tekrarlatmış bir yönetmen. Bu özelliğini '' The Shining'' de de sonuna kadar kullanmış. Oyuncuları bitmek bilmeyen tekrarlardan bunalttığı olmuş; hatta, tam beğenmediği için filmin ilk gösteriminden sonra bile montajla değişiklikler yapmış.

Önümüzdeki sene filmin 35. yıldönümü sebebiyle bir etkinlik düzenlenecek. Bu vesileyle gelmiş geçmiş en korkunç filmlerden biri olan 'The Shining' efsanesinden biraz bahsetmek isterim.


Öncelikle sıkı bir King okuru olarak söyleyebilirim ki; King romanları şahanedir, film uyarlamaları çoğunlukla berbat. Bir istisna haricinde; ''The Shining''. Ne yazık ki Stephen King bu filmden nefret etmiş, ''benim eserimi mahvetti '' diyerek Kubrick'e gönül koymuş, seneler sonra bir de kendi versiyonunu çekmiştir.
Oysa filmi kült bir esere dönüştüren; yönetmenin dehasıdır.

Baş kahramanımız Jack Torrence, alkol sorunu ve sinirine hakim olamaması yüzünden öğretmenlik işini kaybeden amatör bir yazar. Hayatına çekidüzen verebilmek ve yarım bıraktığı kitabını tamamlayabilmek için bir dağ otelinin kış bakıcılığı işini kabul eder. Eşi Wendy ve telepatik yetenekleri olan ufak oğulları Danny ile birlikte kışı mevsimde tamamen ıssız olan Overlook otelinde geçireceklerdir.

Otel bir Kızılderili mezarlığının üzerinde yükselmiş ve kurulduğu zamandan beri beyaz Amerikalı iş adamlarını, politikacılarını, kapitalist sistemin patronlarını zevkle ağırlamıştır. Amerika'nın Kızılderili yerlilerin kanı üzerinde yeni ve vahşi bir medeniyet kurduğu gibi..

Torrence ailesi ise, sıradan,orta sınıf Amerikan çekirdek ailesidir.

Kubrick; ırkçılıktan hiç hoşlanmadığı bilinen bir insan. Overlook otelinin her detayında Kızılderilileri görmemizi sağlamış. Yer döşemeleri, ünlü asansörün süslemeleri, avizeler, tavan süslemeleri hep onlara ait motiflerden oluşturulmuş.


King romanında otelin şeytani doğaüstü güçlerini daha çok vurgularken; Kubrick politik göndermeler yapmış.

Romanda otelin laneti kahramanımızın ruhundaki gediklerden yavaş yavaş sızarak delirmesine sebep olmaktadır. Filmde ise kahramanımızın sistem karşısında küçük kalışı, alkolizm problemi ve kısıtlı bir alanda sıkışıp kalmanın yarattığı buhranı (Cabin Fever) anlatılır.


King kötülüğü dışarıya, arazinin ve otelin lanetine bağlarken; Kubrick insan ruhunun dehlizlerinin yeterli olduğunu düşünmüş, ötesini muğlak bırakmış fakat kesin olarak reddetmemiştir.

Kubrick, gerilimin dozunu gıdım gıdım arttırarak finale kadar bizleri ekrana kilitliyor. Jack Torrence keçileri istikrarlı bir yavaşlıkla kaçırırken eşi ve oğlunun korkusu seyirciye yansıyor.

Jack Torrence rolunde Nicholson efsanevi bir oyun sergiliyor. Tüm mimik ve beden hareketleriyle canlandırdığı karaktere adeta hayat veriyor. Shelley Duvall ise Wendy Torrence' ın üzerine sinmiş kaygıyı, korkusunu hatta ilişkisini sorun çıkmadan yürütme çabasını bana göre mükemmel canlandırıyor. Filme dair ilginç detaylardan biri de, çocuk oyuncu Danny Lloyd'un film gösterime girene kadar korku filminde oynadığını bilmemesi. Stanley Kubrick kendisiyle özel olarak ilgilenmiş, her sahnesi ayrı ve itinayla çekilmiş.

Defalarca izleseniz, hikayeyi ezberlemiş olsanız da bu filmi her izlediğinizde aynı gerilimi ve korkuyu yeniden yaşıyorsunuz.


Yönetmenin ve ekibin özenli çalışmasının yanında; ''The Shining''i bunca senedir izlenir, konuşulur kılan şeyin şiddeti ve korkuyu en güvenli alanımıza sokması olduğunu düşünüyorum.



Küçük bir aile bireylerinin, her şeyden izole bir ortamda kendi yalnızlıklarına ve kaygılarına gömülmeleri ustaca anlatılıyor. Birbirinin en yakını olan insanların bu yalnızlıkta yüzleşemedikleri her kusurlarını karşılarındakine yansıtmaları, bunun doğurduğu gerilim, korku ve şiddet çok ürkütücü.

İnsan ister istemez kendini kahramanların yerine koyuyor. İster istemez en sevdiklerinle olan bağını sorguluyorsun. Kar yağarken mutlulukla elini tutup yürüdüğün sevgilinin, karlarla kaplı bir dağda yalnız kaldığınızda ince ince delirerek sana neler yapabileceğini merak ediyorsun. Senin ona neler yapabileceğini merak ediyorsun. İnsan ruhunun çılgınlığının sınırlarını farkediyorsun...

İzlemeye, üzerinde düşünmeye değer !


Yazı:



Fragman:


The Shining/ Cinnet
(Türkçe Altyazılı Tek Parça Full izle)


The Shining / Cinnet
(Türkçe Dublaj Tek Parça Full izle)

24 Ekim 2014 Cuma

Nymphomaniac / İtiraf Vol.1&2



Nymphomaniac / İtiraf 
Vol 1 & Vol 2
Yönetmen : Lars von Trier
Senaryo : Lars von Trier
Yapım yılı : 2013
Tür: Dram, Psikolojik
Ülke : Danimarka
IMDb : 7.1
Oyuncular : Charlotte Gainsbourg,
Stellan Starsgard, Stacy Martin, Shia LaBeouf, Christian Slater, Uma Thurman

+18
Yazı rahatsız edici içerik ve görsel içerebilir.



Mutlu sonları, neşeli sofraları, çınlayan kahkahaları pek sevmeyen; bizlere hayatın ve insanın karanlık, irin dolu, karmaşık, gölgede kalan yanlarını anlatmayı tercih eden Lars von Trier; Melancholia ve Antichrist'tan sonra '' depresyon üçlemesi'' nin son ayağı olan Nympomaniac' ı iki film halinde sinema tarihine ekledi. Dünyada pek çok tartışmaya neden olan bu filmden bahsetmek istiyorum biraz...

Lars von Trier, çizgisini bozmayarak; yine izleyiciyi rahatsız eden, kendi iç dünyasının kuyularından aşağı bakmaya zorlayan, kendi aylarının karanlık yüzlerinde ne olduğunu merak ettiren ve bolca düşündüren bir eser yaratmış.



''Nymphomaniac'' uzunluğundan dolayı vol 1 ve vol 2 şeklinde iki film olarak sunuldu. Ben iki filmin üst üste izlenmesini tavsiye ederim zaten bütün zorlayıcılığına rağmen akıyor gidiyor.

''Nemfomani '' psikolojik bir rahatsızlık; hiperseksüalite bozukluğu gösteren kadınlar için kullanılıyor. ''Nemfoman'' ise bu rahatsızlıktan muzdarip bireyin sıfatı...



Hikayemizin ana kahramanı Joe bir nemfoman.
Açılış sahnesinde onu yerde ölesiye dayak yemiş perişan yatarken görüyoruz; Rammstein' in '' Führe mich/ bana yol göster '' i eşliğinde. Diğer ana karakterimiz, ellilerinde bir erkek olan Seligman. Joe'yu yaralı halde buluyor ve iyileşmesi için evine götürüyor.

Epizodlar halinde anlatılan hikaye; nemfoman Joe' nun bütün hayatını o gece aseksüel bir entelektüel olan Seligman' a metaforlar üzerinden başlayarak anlatması üzerinden kurgulanmış.

Yüzlerce erkekle kendi rızasıyla yatmış bir kadın, bakir bir entelektüel karşısında günah çıkarıyor gibi biraz.
Joe kendisini dişil gücüyle erkekleri manipule etmiş bir ''kötü'' olarak tanımlıyor ve Seligman' da mutlak kötü ya da mutlak iyi olamayacağını savunuyor.

Bundan sonra Joe' nun çocukluğundan başlayarak cinselliğini keşfedişine, bekaretini kaybedişine, aile ilişkilerine, arkadaşlarına, birbiri ardına mekanik ve duygusuz sevişmeler yaşadığı erkeklere, bu erkeklerin her birini ''ilk orgazmımı seninle yaşadım'' diye kandırışına ve bu durumla pek eğlenişine tanıklık ediyoruz.

Zaman zaman çok zorlayıcı olabilen bir yolculuk bu. Joe her ne kadar kendisini sadece hazzın peşinde bir insan olarak tanımlasa, hiçbir duygusal açlığının olmadığını savunsa da düşünüyoruz: gerçekten öyle mi?

Annesinin ilgisizliğinin, babasıyla sohbetlerinde hep dinleyici konumunda olmasının etkisi var mı? Çok daha sonradan büyük aşk yaşayacağı Jerome ile yaşadığı ilk cinsel birlikteliğinin duygusuzluğuna, deneyimin sakilliğine bir tepki olabilir mi bu durumu?



Film boyunca kendi içimizde toplumun iki yüzlülüğünü; erkek ve kadına farklı tutumunu, doğumu, ölümü, aile kurumunu, seksi, seksin her birey için apayrı anlamlara gelebildiğini, sığındığımız güvenli korunakların gerçekten güvenli olup olmadığını sorgulayıp duruyoruz.

İnsanın en temel içgüdülerinden olan cinselliğin sınırları ekranda zorlanırken bizler de kendi içsel sınırlarımızı zorluyoruz; empati yetimiz nereye kadar? Sado-mazo ilişkileri anlayabilir miyiz? Eşine yetemediği için başka erkeklere gitmesini öneren bir erkeğin acısını, çaresizliğini içselleştirebilir miyiz? Sevdiği adamın yüzünde gördüğü acıya rağmen gidebilen, başkalarıyla seks yapabilen bir kadın içimizi ne kadar burabilir? Bir pedofile bile acıyabilir miyiz? Gözlerimizi yummadan ne kadar bakabiliriz sertin de serti sahnelere?



Film için ''porno '' eleştirileri yapılmasına rağmen, bence alakasız bir tespit bu. Bol bol seks sahnesi gördüğümüz doğru ancak bu sahnelerin ''uyarıcı'' olmaktan fersah fersah uzakta kaldığını rahatlıkla söyleyebiliriz.

Herkes izlediği bir filmden, okuduğu bir kitaptan kendine göre bir mesaj çıkarır. Eserin vurucu bir cümlesi ya da sahnesi aklına kazınır.

Benim için Lars von Trier' in zaman zaman ucuz popülizme kaçabilen entelektüel metaforları, fazlaca ağır ve üzücü olabilen seks sahneleri, ucundan azıcık feminizm sosu, Jerome' un acısı ya da Uma Thurman' ın muazzam oynadığı eğlenceli sahnesi o ''vurucu mesaj'' olmadı. Çocukluk arkadaşı B.'nin Joe' nun kulağına fısıldadığı bir cümle yüreğimde yankı buldu.

Mutlaka izlenmesini tavsiye ettiğim filmden hatıramda kalan cümle:
''sevişmenin tadı tuzu aşkta ''...

Yazı:
Aurea Lux


Fragman:

Nymphomaniac Vol.1 / İtiraf  Bölüm 1
(Türkçe Altyazılı Tek Parça Full izle)


Nymphomaniac Vol.2 / İtiraf  Bölüm 2
(Türkçe Altyazılı Tek Parça Full izle)

21 Ekim 2014 Salı

im Juli / Temmuz'da

İn July / Temmuz'da
Orijinal İsmi : İm Juli
Tür: Macera / Romantik Komedi
Yıl :2000
Yönetmen : Fatih Akın
Senaryo : Fatih Akın
Ülke : Almanya
Oyuncular : Moritz Bleibtreu , Christiane Paul, Mehmet Kurtulus, İdil Üner, Birol Ünel
IMDb : 7,8

Sizlere bugün eskilerden insanın içini sıcacık yapan bir Fatih Akın filminden bahsetmek istiyorum; İm Juli / Temmuz'da...

İnsanın içini ısıtan, durağan hayatınıza bir anda tesadüflerle düşlediğiniz tadın, aşkın ve rengin her an gelebileceğini düşünmenize neden olan, eğlenceli, masalsı bir yol filmi Temmuz'da.

Gerçek ve gerçek dışı öğelerin ustaca harmanlanması, oyuncuların duru sanatı ve müziklerin uyumlu havasıyla gerçekten güzel ve tekrar tekrar izlemeye değen bir seyirlik kotarılmış.


Hayat sizi bunalttığında, her şey çok sıkıcı ve monoton hale geldiğinde, aşkın ve cesaretin insanın hayatına nasıl sihirli bir dokunuşu olduğu hakkında sihirli bir öyküyü muazzam manzaralar eşliğinde hatırlamak isterseniz; Temmuz'da bir doz ilaç niyetine önerimdir.  



Hikayemiz Almanya'da başlıyor; sıradan ve sıkıcı Fizik öğretmeni Daniel güzel ve neşeli bir sokak satıcısı olan Juli' den bir yüzük satın alıyor; Juli etkilendiği Daniel'e yüzüğün ona aşkta şans getireceğini söylüyor, aynı gece Melek adında bir Türk kızına aşık olan tesadüfleri yorumlama yetisi biraz zayıf olan kahramanımız; Melek'in peşinden İstanbul'a doğru yola çıkmaya karar veriyor ; eşzamanlılıkları daha iyi okuyan ve Daniel' in kendisine aşık olacağını düşünen Juli' de bu yolculukta ona eşlik ediyor.



Kahramanlarımız Hamburg' dan İstanbul'a doğru maceralı bir yolculuğa çıkmışlarken her yolculuğun aslında insanın kendisine doğru yaptığı bir yolculuk olduğunu hatırlıyor; sürecin prototip bir öğretmen olan, hayatını belli sınırları hiç geçmeden yaşamaya alışmış kahramanımız Daniel'i nasıl değiştirdiğini ; hayatındaki ilkleri yaşamasının onu nasıl erginleştirdiğini görüyor ve kesinlikle bu seyirden çok keyif alıyoruz.



Aşkın, sihrin, maceranın, eşzamanlılıkların uygun dozda harmanlandığı bu filmi yüzünüzde bir tebessümle izleyeceğinize eminim 
Yazı: 
Edit: 
 Fragman


İm Juli / Temmuz'da 
(Türkçe Altyazılı Tek Parça Full izle)
 
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...